<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Catalog Paintings Archives - Emre Gurcay Collection</title>
	<atom:link href="https://egcollection.ist/product-category/catalog-paintings/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egcollection.ist/product-category/catalog-paintings/</link>
	<description>Antique Maps &#38; Books</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Aug 2025 10:49:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://egcollection.ist/wp-content/uploads/2021/06/EGCollection-favicon.png</url>
	<title>Catalog Paintings Archives - Emre Gurcay Collection</title>
	<link>https://egcollection.ist/product-category/catalog-paintings/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>BRINDESI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/brindesi-9/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 15:59:13 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=9311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giovanni Jean BRINDESI (1826-1888) &#8220;SIGHT SEEING SEATING TURKISH LADIES&#8221; Mixed Media on Paper, Signed. c.1870 23.5 x 20 cm.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-9/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Giovanni Jean BRINDESI (1826-1888)</p>
<p>&#8220;SIGHT SEEING SEATING TURKISH LADIES&#8221;</p>
<p>Mixed Media on Paper, Signed.</p>
<p>c.1870</p>
<p>23.5 x 20 cm.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-9/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATAM</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/atam-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2022 14:15:24 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8199</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzzet KANZLER imzalı renklendirilmiş fotoğraf. 75 x 100 cm., çerçeveli &#160; &#160; KİM KİMDİR &#8211; CEHALETTEN KURTULMA SANATI CELAL ŞENGÖR MASA KİTAP-İSTANBUL-MMXXIV ATATÜRK KİMDİR? Atatürk, duygusunu ve hırsını aklının önüne&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/atam-4/">ATAM</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzzet KANZLER imzalı renklendirilmiş fotoğraf.</p>
<p>75 x 100 cm., çerçeveli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KİM KİMDİR &#8211; CEHALETTEN KURTULMA SANATI</p>
<p><strong>CELAL ŞENGÖR</strong></p>
<p>MASA KİTAP-İSTANBUL-MMXXIV</p>
<p><strong>ATATÜRK KİMDİR?</strong></p>
<p>Atatürk, duygusunu ve hırsını aklının önüne geçirmeyen, tarihin gördüğü en büyük komutan ve devlet kurucularından biridir. Ayni zamanda, varlığını milletine adamış ve bundan kişisel olarak haz alan bir dâhidir. Kişisel olarak haz alması çok önemli bir farktır. Onun en önemli özelliklerinden biri de ba- şari bağımlısı olmasıdır. Ona verilen görevi ve gösterilen hedefi en iyi şekilde başarma arzusu küçük yaslarından itibaren vardır. Tabii, başarılı olma arzusu duyan ve bunu düstur edinen birçok insan olduğunu söylemek mümkündür. Atatürk&#8217;ün farkı, bu istek ve arzusunu milletinin faydasına evirebilmiş olmasından ileri gelir.</p>
<p>Atatürk için &#8220;Kendini halkına feda etti,&#8221; derler, bu doğrudur fakat bunu zevk alarak yaptığını da bilmemiz gerekir. Bu bakımdan egoist biri bile sayılabilir. Atatürk; servetle, kadınlarla, rütbeyle, ünle değil de başkalarına iyi gelerek kendi egosunu tatmin eder. Niyeti milletini yüceltmektir.</p>
<p>Akrabası Nuri Conker&#8217; in söylediği gibi aslen Arnavut, fakat kendi tanımına göre Türk Milleti&#8217;nin bir üyesi olan Atatürk&#8217;ün, doğduğu toprakları da kapsayan bir Cumhuriyet kurma fikri lise yıllarında başlamıştır. Cemal Kutay, onun henüz lise yıllarındayken bir Makedonya Cumhuriyetini düşlediğini yazar. Atatürk o zamanlar etrafındaki cemiyetin çok yozlaşmış ve cahil olduğunun fakına vararak kendi kendine, &#8220;İnsan böyle yaşamamalı, benim görevim bu insanları hayal ettiğim seviyeye çıkarmak olmalı, bunun neticesi beni çok tatmin edecektir? diye düşünür. Atatürk kendini, geliştirmek istediği milletin en önünde tutar.</p>
<p>Atatürk, iyi bir entelektüeldir. Bunun iki sebebi vardır: İlki zekâsı, ikincisi de Rumelili olması yani Selanik&#8217;te doğması. Entelektüellik, Jules Verne&#8217; in&#8217; de (Bilimkurgunun öncülerinden olan Fransiz yazar ve gezgindir. Birçok icadı önceden tahmin ettiği için &#8220;Bilim Falcısı&#8221; olarak anılır) söylediği gibi &#8220;İnsan ürünlerinin en güzelleri hakkında bilgi ve anlayışı toplama marifetidir? Entelektüellik aynı zamanda mağdur insanların iyiliğine yardım etme dürtüsü de barındırabilir, fakat her entelektüel bunu hissetmez. Bu kadar iyi bilgi edinmiş ve anlamış olan insan, kaçınılmaz olarak insanlığa hizmet etmeye çalışır. Ancak, bunu yapmayanlar da vardır. Yalnızca iyi duyguların değil kötülüğün de su yüzüne çıktığı entelektüellik biçimine Doktor Mengele örnek gösterilebilir. Mengele, Nazi imha kamplarında çalışan bir doktordur. Kadınlar ve çocuklar üzerinde deneyler yapmıştır, hem de bazen hiç uyuşturmadan&#8230; Yaptıkları tam bir sadistlik örneğidir. İnsan vücudunu bilmesi, bunları yapabilmesini sağlamıştır ve bu yaptıklarıyla, kendinden sonraki tıbba ciddi katkıda bulunmuştur. Doğum vetiresi buna örnektir. Yahudiler tüm Nazi suçlularını avlamış, yalnıza çok zeki bir adam olan Mengele&#8217;yi yakalayamamışlardır.</p>
<p>Atatürk&#8217;e dönersek, o milletini çok iyi tanımaktadır. Milletinin içinden kendisini sevmeyen büyük bir kısmin olduğunu da bilir ama İsa&#8217;nın söylediği gibi düşünür: &#8220;Onları affet çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.&#8221; Atatürk milletine böyle bakan bir liderdir. Karsısındaki cahil güruhun onu sevip sevmediğini umursamadan onları istediği medeni düzeye getirmek için çabalamıştır; bu onu tatmin eden en önemli amaçlardan biridir. Atatürk&#8217;ün bu konuyla ilgili olarak, &#8220;Neden ben bu kadar senelik eğitim gördükten, medeni hayatı inceleyip hürriyetin tadını alabilmek için hayatımdan ve zamanımdan feragat ettik- ten sonra avam mertebesine ineyim? Onları kendi mertebeme çıkarayım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar,&#8221; düşüncesi vardır. İşte bu Atatürk&#8217;ün başarı kriteridir. Benim izimden gelip partizanım olsunlar dememiş, sadece vatandaşlarının onun medeniyet mertebesine ulaşmasını düşlemiştir. Çünkü tüm dünyaya &#8220;Bakin benim milletime, ben bunun içinden çıktım, diye göstermek istemiştir.</p>
<p>Atatürk her zaman &#8220;Ben döküntü bir insan güruhunun parçası değilim,&#8221; der. 10. Yıl Nutkunda, &#8220;Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır,&#8221; dese de aslında öyle olmadığını herkesten iyi bilmektedir. Buna dair bir anekdot vardır: Atatürk, Samsun&#8217;a çıkmak için İstanbul&#8217;dan ayrılmasının ardından ancak yedi sene sonra İstanbul&#8217;a dönebilmiştir. Tabii artık müthiş bir zafer kazanmış kurucu bir liderdir. Gemisi iskeleye yanaştığında onu gören halk, &#8220;Yasa Paşam!&#8221; ve &#8220;Hoş Geldin Paşam!&#8221; sloganları atmaktadır. Atatürk geminin küpeştesinden bakar, bir yanında Şükrü Kaya  ((1883-1959): Osmanlı Devleti&#8217;nin son yıllarında çeşitli devlet görevleri yaptıktan sonra, Kurtuluş Savaşına katılmış, savaşın ardından Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün yakın çalışma arkadaşlarından biri olmuş devlet ve siyaset adamıdır) bir yanında Recep Zühtü vardır (Recep Zühtü Soyak (1893-1963): Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ilk günlerinden itibaren ulusal direniş hareketinin önderi Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yakın çevresinde bulunmuş, onun muhafızlığını üstlenmiştir) . Recep Zühtü dönüp Atatürk&#8217;e bakar, onda en küçük bir memnuniyet ve heyecan göremez. Nihayetinde dayanamayıp &#8220;Kemal, heyecanlanmıyor musun?&#8221; diye sorar. Atatürk, &#8220;Recep, bu halk aynı coşkuyla bizi yarın darağacına da götürür,&#8221; diye cevap verir.</p>
<p>Atatürk bir dâhidir ama dâhi olmak, onu tanımlamak için yeterli değildir. Atatürk&#8217;ün, bu dehasını pratikte faydalı hale getirmesi, onu iyi tanımak için ön plana çıkması gerekir. Onun yöntemi önce kendisine problem seçmek olmuştur. Herkesin iyi bildiği Çanakkale&#8217;den başlamak gerekirse, Çanakkale&#8217;de kara kuvvetlerini ilgilendiren bir problem olarak düşman birliklerinin nereden karaya çıkmak isteyecekleri konusuna öncelik verilmesi gerekmiştir. Çanakkale Cephesi Komutanı Liman von Sanders, Kilitbahir&#8217;den ve Saros Körfezi&#8217;nin güneyinden çıkılacağını tahmin eder. Atatürk, &#8220;Hayır yukarıdan, Suvla Körfezi&#8217;nden gelecekler, der ve sebeplerini anlatır. Liman von Sanders, &#8220;Git oraya, bir çıkartma baslarsa hemen haber ver,&#8221; diyerek Atatürk&#8217;ü Suvla Körfezine gönderir. Atatürk, oraya gidince çıkartmanın çoktan başlamış olduğunu görür. Hemen haber gönderir ve yardıma kuvvet ister. ilk olarak en yakındaki 57. Alay gelir ve Atatürk&#8217;le birlikte çıkartmayı orada durdururlar. Düşman kuvvetlerinin çıktığı yer dimdik bir yamaçtır. Türklerin siperleri tepededir, orada makineli tüfeklerle konuşlanırlar ve aşağıda kafasını kaldıranı tararlar. İtilaf kuvvetlerinin çıktıkları yerlerde çörtlü kalkerler vardır, bunlar içi silisyum yönünden zengin kireçtaşıdır. Buraya kazma vuruldu mu kazma geri gelir, o kadar serttir. Kumandanlar buraya bakmadan, askere çıkıp siper kazması için emir verir. Askerler siper kazamaz, siper kazamadıkları için yukarıdaki mitralyöz ateşi altında can verirler. Bu arada Türkler de bu ateş altında ağır kayıplar verir. 57. Alay tamamen şehit olur fakat buna rağmen Türkler düşmanı durdurur.</p>
<p>Burada Atatürk&#8217;ün neden Kilitbahir&#8217;den değil de Suvla&#8217;dan çıkartma yaptıklarına dair öngörüsü çok önemlidir, kendisi Çanakkale Boğazına giden en kısa yolun Suvla&#8217;dan geçtiğini önceden tespit etmiştir. Burada bir problem ve çözümü için Atatürk ün uydurduğu bir hipotez vardır. Hipotez, düşmanın Suvla Körfezi&#8217;nden geleceği yönündedir. Oraya gider, hipotezinin doğru olduğunu görür. Düşmanı durdurmak gerekmektedir. Mümkün olduğunca süratle haber göndererek 57. Alayın oraya gelmesini sağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r6037885689959300696" data-legacy-message-id="190acea3f26c2f05">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":71c" class="ii gt">
<div id=":6qb" class="a3s aiL ">
<div class="yj6qo">Daha önce Anzakları durdurabilmek için Conkbayırı&#8217;nda, tepedeki siperlerde yanında bulunan bir avuç askere emir verir, &#8220;Sakın ben söylemeden ateş, etmeyin, kafanızı kaldırmayın,&#8221; der. Anzakların geldiğini görür ve siperin üzerine çıkar. Anzaklar onu görünce ateş açarlar ama vuramazlar. Bu Atatürk&#8217;ün şansıdır. Onun bu cesareti göstermesinin sebebi Anzakları iyi görebilmek içindir, bir yandan da arkadan takviye geldiğini bilir. &#8220;Ben ölsem de mühim değil,&#8221; diye düşünür. Ayrıca askerlerine güven vermek de istemiştir. Yardıma kuvvet gelene kadar orada o an şehit olmayı düşmanı durdurabilme amacıyla göze almıştır. Atatürk o günden sonra mitolojik bir kahramana da dönüşmüştür, bu da aslında Anzaklar arasında gelişen korkunun sebebidir. Bu korku hem düşman ordusuna hem de halka, &#8220;Bu adam efsunlu, buna kurşun islemiyor, bu süper güçlere sahip,&#8221; diye düşündürmüş ve karşı tarafı en basta psikolojik savaşta yenilgiye uğratmıştır. Bu düşüncenin yaygınlaşmasının diğer bir sebebi de Atatürk&#8217;ü daha önceden tanımamalarıdır, Atatürk onlar için yeni ve ilk defa gördükleri bir askerdir. Hiçbiri onunla karşı karşıya gelip konuşmamıştır. Atatürk&#8217;ün efsunlu ve yenilmez bir kahraman olduğu sözü özellikle İtilaf Devletleri arasında yayılmaya başlar. Büyük komutanlar buna inanmaz tabiî ama erler arasında bu bir motivasyon kaybına sebep olur. Bir de Yunanlar arasında yaygın olan &#8220;Bu adam yenilemiyor&#8221; kaygısı da ortaya çıkmıştır. Haksız da sayılmazlar çünkü İtilaf Devletleri onu yenememişlerdir. Atatürk&#8217;ün kaybettiği savaş yoktur. Hatta yıllar sonra İngiltere kralı sırf merak ettiği ve onu tanımak istediği için yanına kadar gelir. Tek bildikleri ve gördükleri Atatürk&#8217;ün her kafasına koyduğunu yapması olmuştur. Atatürk, tüm bunların ve dünya üzerinde yarattığı etkinin farkındadır. Bütün dünya &#8220;Mustafa Kemal Paşa başkadır,&#8221; demektedir.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Ayrıca Atatürk, siperlerin içinde dahi her zaman grand tuvalet, pantolonu ve ceketi ütülü, çok temiz şekilde, çizmeleri pırıl pırıl dolaşır. Kafasında miğfer, her gün ayni nizamilikte giyinir. Her gün bir kovayla duş alan bir komutandır. Bunun asker üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Asker perişan bir adam değil, grand tuvalet bir adam görmektedir.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Suvla Körfezindeki çıkartmanın başladığı gün, Conkbayırı&#8217;ndaki siperlerin üzerindeki Atatürk tüm şıklığı ve kendine güveniyle kırbacını indirir, bizim askerler çıkar ve Anzakları durdurur. İşte bu yeni bir alayın gelmesi için kazanılan zamandır. Atatürk bunu iyi hesaplamış, savaşın kaderini değiştirmiştir. Düşman birlikleri, yenilgileriyle birlikte dönerler. Atatürk, bu olaydan sonra &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; olarak anılır. Bu, Atatürk&#8217;ün o zamana kadarki en çarpıcı başarısıdır. Ayrıca Atatürk&#8217;ün kalbinden vurulduğu yer de orasıdır. Orada kalbine kursun isabet eder ve saatini parçalar. Yaveri görür, telâşlanır, &#8220;Komutan vuruldu, birazdan düşer herhalde,&#8221; diye düşünür. Atatürk buna karşılık, &#8220;Sessiz ol, askerin moralini bozma&#8221; der. O saat daha sonra bulunamamıştır çünkü Liman von Sanders hatıra kalmasını istediği için kendi saatini verip Atatürk&#8217;ün saatini almıştır. Muhtemelen de Almanya&#8217;ya dönerken yanında götürmüştür. Bu zaferden sonra Liman von Sanders, genelkurmaya &#8220;Albay Mustafa Kemal&#8217;i derhâl generalliğe terfi ettiriyoruz,&#8221; şeklinde bir tebliğ yazar. Enver Pasa, terfi ettirmemek için direnir ve &#8220;Mustafa Kemal&#8217;i paşa yaparsın padişah olmak ister, padişah yaparsın halife olmak ister, halife yapmak istersin Allah olmak ister,&#8221; diyerek itiraz eder. Bunun üzerine Liman von San-ders, Enver&#8217;i suçlayan ağır bir mektup yazarak söyle der: &#8220;Bu kadar başarılı bir askerin terfi ettirilmemesi ordunun moralini bozar.&#8221; Kaldı ki ona general rütbesinde ihtiyaç da vardır, sonunda Atatürk tuğgeneral olur. Çanakkale&#8217;deki düşman ilerleyişini durdurur ve orada büyük bir zafer kazanır.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Çanak hâdisesi diye bilinen ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Sevr Anlaşması&#8217;yla belirlenen alana girmesini yasakla-yan emrin ifası esnasında bizimkiler İngilizlerle karşı karşıya  durmuş ve aralarında bir ahbaplık kurmuşlardır. Örneğin bir gün Ankara&#8217;dan teftişe gelineceği haberi gelir. Bizimkilerde dikenli tel yoktur, gidip İngilizlere &#8220;Fazla dikenli teliniz var mi?&#8221; diye sorarlar. Onlar da &#8220;Var, hatta isterseniz biz çekeriz&#8221; derler. Ankara&#8217;daki teftiş ekibi dönünce İngilizler telleri geri alır. Ayrıca, Çanakkale&#8217;de o tarihlerde köprüler İngilizler tarafından tutulmuştur. Atatürk, &#8220;Arkadaşlar köprülerin olduğu yerde yazın su var mi?&#8221; diye sorar. &#8220;Yok Paşam, yanıtını alınca, &#8220;O zaman köprüden geçmeyin,&#8221; der. Bizimkiler köprüye baka baka etrafını dolanırken, İngilizler de bizimkilere baka baka köprüde beklerler. Savaşın can sıkıcı ortamının yanında aralarında böyle enstantaneler de yaşanır.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Çanakkale Savaşından sonra Atatürk, Güney Cephesine gönderilir. Oradaki duruma bakar, &#8220;Arkadaşlar Sina&#8217;yı (Suriye-Filistin Savaşı&#8217;ndaki cephelerden biridir) savunmak durumunda kalmayın, o kadar büyük gücümüz yok. Geri çekilelim ve Şam düzeyinde cepheyi kurup savunma yapalım,&#8221; şeklinde bir değerlendirme yapar. Cemal Paşa (Ahmet Cemal Paşa (1872-1922): Türk siyaset adamı ve askerdir. İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyetinin üç liderinden biridir. Özellikle Uç Paşalar iktidarı olarak da bilinen, 1913-1918 yollar arasında Osman İmparatorluğu&#8217;nun is ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynamıştır.) kabul etmez, &#8220;Biz yeneriz&#8221;&#8221; der ve Sina&#8217;da Mareşal Allenby karşısında sıkı bir yenilgi alır. İngilizler Kudüs&#8217;e kadar gelip orayı işgal eder ve bizimkiler Bitlis&#8217;e kadar çekilmek zorunda kalır. Sonrasında Atatürk&#8217;e 7. Ordu&#8217;nun komutası verilir ancak neticede harp kaybedilmek üzeredir. Sevr Anlaşması, Mondros Mütarekesi, Yunanların 15 Mayıs&#8217;ta İzmir&#8217;e çıkması&#8230; Atatürk, &#8220;Bu isler böyle İngilizlere takla atarak, ondan bundan medet umarak yapılacak iş değil; bizim ümit edebileceğimiz tek kaynak millettir&#8221; düşüncesini savunur. Herkes alay eder. &#8220;Balkan Harbi&#8217;n-de, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda bir sürü asker kaybetmişiz, geriye neredeyse insan kalmamış&#8221;, derler. İşte burada Atatürk&#8217;ü; ordunun mevcudunu, hangi seviyeye indiklerini ve silah durumunu çok iyi bilmesi yönlendirmiştir. Samsundan Amasya&#8217;ya geçer ve Anadolu&#8217;daki bütün komutanlara telgraf çeker. Sevr Anlaşması gereği asker terhis edilecek ve silahlar teslim edilecektir. Atatürk, &#8220;Sakın,&#8221; der, &#8220;askerleri terhis etmeyin, silahları teslim etmeyin. Burada önemli bir liderlik söz konusudur. Diğer komutanlar da durumun farkındadırlar, İstanbul&#8217;dan ümit yoktur. Komutanların gönlü de Mustafa Kemal&#8217;den yanadır, İstanbul&#8217;dan gelen emirleri dinlemezler.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">
<p>İngilizler, oradaki Rum çetelerini korumak için gönderilen Osmanlı müfettiş Mustafa Kemal&#8217; in istediklerinin tam tersini yapıp Türkleri kolladığını fark eder. Bir heyet gönderilir, &#8220;Atatürk Anadolu&#8217;yu karıştıracak, kendisini derhal geri çekin&#8221; emri verilir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ordudaki bütün görevle- rinden istifa eder ve &#8220;Bundan sonraki yönetimimiz diktatörlük olamaz, halk hareketi olmalıdır&#8221; şeklindeki kararını açıklar. Bunun sebebi devletin başında hâlâ padişahin olmasıdır&#8217;  Padişaha alternatif biri çıkarılamadığından alternatif ancak halk olabilir. Erzurum&#8217;da ve Sivas&#8217;ta kongre toplanır. Bunlar Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış çalışmalardır. Atatürk Ankara&#8217;ya gider ve 23 Nisan 1920de Büyük Millet Meclisini açar. Mecliste şu karar alınır: &#8220;Padişahımız esir. Hür kararlar alamıyor, dolayısıyla onu dinlemek zorunda değiliz. Padişah ve halifenin selâmetine kadar Anadolu&#8217;yu Büyük Millet Meclisi temsil edecektir.&#8221; Bu esnada Anadolu içlerinde çete isyanları başlamıştır. Atatürk bu çeteleri kendi gayeleri yönünde bir süre kullanır. Ancak bir asker olarak çete liderleriyle is yürümeyeceğini, düzenli ordunun gerektiğini bilmektedir. Bunun üzerine Çerkes Ethem&#8217;i orduda görev alması için çağırır fakat Çerkes Ethem kabul etmez. ((1886-1948): Çerkes asıllı Osmanlı askeridir. Kurtuluş Savaşında, Kuva-yı Milliye birliklerinde komutanlık yapmıştır. Kendi bölgesinde TBMM Hükümeti&#8217;nin siyasi otoritesini tanımamış ve kendi otoritesine göre hareket etmesiyle birlikte 1920 yılının son aylarında ayaklanma başlatmıştır.). Milli Mücadele birlikleri ellerindeki az güçle Çerkes Ethem&#8217;le çarpışır ve onu yener. Bu olaydan sonra Atatürk, düzenli orduyu kurma işine hız verir. Düzenli ordunun ilk çarpışmaları Birinci ve İkinci İnönü savaşlarında gerçekleşir, bu savaşlarda Yunanlar durdurulur. Ama hemen arkasından gelen Kütahya-Eskişehir Muharebeleri kaybedilir. Bu savaşta cephe komutanı İsmet İnönü&#8217;dür ve savaş sırasında Atatürk&#8217;ü cepheye çağırmıştır. Atatürk daha giderken sorunun ne olduğunun farkındadır, komutanlar da kullanılan yöntem de yetersizdir. Kafasında plan oluşturur, ancak komutanlarının moralini  bozmamak için öncelikle haritaları açmalarını söyler. Harita üzerinde izah eder. ilk olarak, &#8220;İsmet, orduyu Sakarya&#8217;nın arkasına çek,&#8221; der ve ordu 100 km geri çekilir. Komutanlar, &#8220;Bu 100 km içerisinde kalan halkı kime bırakacağız!&#8221; diye isyan etmeye başlar fakat kimse bir alternatif sunmaz. Atatürk stratejisini &#8220;Bak, ben vatanimin içine çekiliyorum. Papulas  (Anastasios Papulas (1857-1935): 1919-1922 Türk-Yunan Savaşı&#8217;nda Anadolu&#8217;daki Yunan kuvvetlerinin başkomutanlığını yapmış korgeneraldir.) beni takip edecek, ikmal hatları uzayacak, Anadolu&#8217;muzun içinde doğru düzgün yol olmadığından Yunan ordusu batacak,&#8221; diyerek açıklar. Bu çekilmeden sonra Sakarya Meydan Muharebesi cereyan eder, orada Atatürk bir hattı bütünüyle korumanın hata olduğunu fark eder çünkü o hattın her an yarılabileceğini görür. Okuldan ögrendiği bir şey vardır: Böyle bir hat yarıldığı zaman o hattın uzunluğuyla mütenasip bir mesafede ordunun geri çekilmesi gerekir. Papulas da Atatürk&#8217;le aynı kitapları okumuştur, haliyle o da böyle düşünür. Bunlar Avrupa&#8217;da okutulan meşhur ders kitaplarıdır. Atatürk ise bu tavsiyeyi aptalca bulur. &#8220;Her birlik olduğu yerde tutunamadığı zaman savunmasını tekrar kurana kadar geri çekilir ama onun yanındaki birlikler çekilmek zorunda değil,&#8221; diye düşünür. &#8220;Orada kendini savunabilirse savunsun, hattın bozulması mühim değil,&#8221; diye tahayyül eder. Nihayetinde Atatürk bir emir gönderir: &#8220;Hattı müdafaa yoktur, sathi müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.&#8221;</p>
<div>
<div class="nH">
<div class="nH">
<div class="nH aqk aql bkL">
<div class="nH bkK">
<div class="nH">
<div class="nH ar4 z">
<div class="">
<div class="AO">
<div id=":3" class="Tm aeJ">
<div id=":1" class="aeF">
<div class="nH">
<div class="nH" role="main">
<div class="nH g">
<div class="nH a98 iY">
<div class="nH">
<div class="aHU hx">
<div role="list">
<div class="h7 ie" tabindex="-1" role="listitem" aria-expanded="true">
<div class="Bk">
<div class="G3 G2">
<div id=":6py">
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r-6311279022963982281" data-legacy-message-id="190acecf6e91499a">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":6r9" class="ii gt">
<div id=":71d" class="a3s aiL ">
<div class="yj6qo"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="nH">
<div class="aUx">
<div class="bAw bcf tRcrsc">
<div class="brC-aT5-aOt-Jw" role="complementary" aria-label="Yan panel">
<div class="brC-aT5-aOt-bsf-Jw">
<div class="brC-bsf-aT5-aOt" tabindex="0" role="tablist">
<div id="gsc-gab-2" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-a9p" role="tab" data-guest-app-id="2" aria-label="Keep" aria-disabled="false" aria-selected="false">
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Papulas&#8217;a yeni raporlar gittiğinde, bizim bazı birliklerimizin çekildiği bilgisini gören Papulas bizim tamamen yenildiğimizi düşünür ve ordumuzun çekilmesini bekler. Fakat başka hiçbir birlik çekilmez. Papulas sinirlenir, &#8220;Bu adam oyunu kurallarına göre oynamıyor!&#8221; diye isyan eder. İşte dehâ budur. Atatürk, &#8220;Bugüne kadar kurmay akademide okutulan meydan muharebesi sartları, eski meydan muharebeleri içindir&#8221;, der. Burada yeni bir durum hâsıl olmuştur, dolayısıyla taktiği değiştirir.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Başka bir gün, harbin bitmesine beş altı gün kala bir binbaşı gelir, yeni elde edilen istihbarat raporlarını okur ve &#8220;Paşam, Yunanlar birlik getiriyorlar, harbi kaybediyoruz!&#8221; der. Atatürk raporu bir kez daha okumasını ister. Binbaşı bir kez daha okur. Atatürk, o sırada kaburgası kırık şekilde yatmaktadır. &#8220;Şimdi git, İsmet Paşa orada taburenin üzerinde uyukluyor, uyandır ve zaferini tebrik et,&#8221; der. Binbaşı, ismet Paşaya gidip &#8220;Paşam, zaferinizi tebrik ederim,&#8221; deyince İsmet Paşa şaşkına döner. Atatürk aynı binbaşıya, &#8220;Fevzi Paşa Hazretleri nerede?&#8221; diye sorar. O esnada Fevzi Paşa, Atatürk&#8217;ten daha yüksek rütbeli bir askerdir, ayni zamanda bir Osmanlı orgeneralidir ve savunma bakanlığı da yapmıştır. Atatürk ise Sakarya Meydan Muharebesini bir sivil olarak yönetmektedir çünkü ordudan ayrılmış, tekrar da girmemiştir. Atatürk, Fevzi Paşa&#8217;nın odasında olduğunu ögrenince binbaşıya &#8220;Çağır onu&#8221;, der. Fevzi Çakmak gelince Atatürk &#8220;Neredeydiniz Paşam?&#8221; diye sorar. &#8220;Odamdaydım, Kur&#8217;an okuyordum. Yapacak hiçbir şey kalmadı, Allah-u Teâlâ&#8217;dan sizi bize bağışlamasını niyaz ediyordum,, diye cevap verir. Böyle deyince Atatürk, &#8220;Bir dakika, bir yanlış anlama var. Binbaşım istihbarat raporlarını yanlış yorumlamış; Papulas yeni birlik getirmiyor, birlikleri kaydırıp geri çekiliyor,&#8221; diyerek harita üzerinde gösterir. Binbaşı raporları okurken harita Atatürk ün kafasında canlanmıştır. O her birliğin nerede olduğunu bildiği için rapor okundukça kafasındaki harita değişmiştir ve Yunanların geri çekildiğini anlamıştır. Atatürk, İsmet İnönü&#8217;ye dönüp &#8220;Yarın taarruza kalkıyoruz&#8221;, der. İsmet Paşa şaşırır, &#8220;Sen iyice delirdin, subayların yarısı şehit, ordunun yüzde kırkı kaçtı, neyle taarruz edeceğiz!&#8221; diye karşı çıkar. Atatürk gülümser, parmağıyla başını göstererek, &#8220;Bak İsmet, zafer burada kazanılır, Papulas burada kaybetti!&#8221; der. Hiçbiri böyle bir taarruzun başarılı olacağına inanmaz ama emir emirdir, ertesi gün taarruz baslar. Yunanlar çok yorulmuştur, kendi aralarında</div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">&#8220;Türkler sandığımızdan daha güçlü çıktı, diye konuşurlar. Papulas&#8217;ın emri üzerine tekrar Kütahya-Eskişehir hattına çekilirler. Bizimkiler bu durumdan memnundur, dört yüz sene sonra ilk kez bir meydan muharebesi kazanılmıştır, mutlulukla Ankara&#8217;ya dönerler.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Ankara&#8217;da Atatürkü genel sekreteri Ruşen Eşref karşılar. ((1892-1959): Türk gazeteci, yazar, siyasetçi ve diplomattır. 1918de Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat adlı eseriyle Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü ilk kez Türk ve dünya kamuoyuna tanıtmıştır. Türk Dil Kurumu ve Galatasaray Spor Kulübü&#8217;nün kurucularından biridir.). &#8220;Bak Ruşen,&#8221; der Atatürk, &#8220;bu muharebede üç şey keşfettim: Birincisi hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, bu çok önemli. İkincisi, arkasında ekonomik güç gelişmeyen bir muharebe boşuna yapılmıştır, bir muharebenin mutlaka amacı olmalıdır.&#8221; Üçüncü bir şey daha söyler fakat maalesef Ruşen Eşref onu kaydetmeyip unutmuştur. Atatürk bunları kırmızı kaplı defterine yazmıştır, ancak bugün o defterin de nerede olduğu bilinmiyor.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Bu muharebelerden sonra Ankara&#8217;da Meclis toplanır. Atatürk meydan muharebesini sivil olarak yönettiği ve başarılı olduğu için askerler Meclise Atatürk&#8217;e rütbe verilmesini istedikleri bir teklif sunarlar. En yüksek rütbe olan mareşal rütbesinde karar kılınır ve Atatürk &#8220;mareşal&#8221; olur. Terzi gelir; zengin, şatafatlı,</div>
<div>apoletli bir üniforma yapacaktır. Atatürk, &#8220;Hayır,&#8221; der, &#8220;benim üniformam bu. Yakalardaki işaretleri sök, bir kırmızı taban üzerine tek bir yıldız koy, etrafına da basit bir sırma yap yeter.&#8221; Üniformasında hiç gösteriş yoktur ve bu gösterişsiz üniformayla bile ihtişamlı görünür.</div>
<div></div>
<div>O günlerde Mecliste bir hareketlilik baslar, şanlı bir zafer kazanılmıştır ve düşmanı Anadolu&#8217;dan tamamen kovmak için hemen yeni bir taarruza geçme arzusu vardır. Atatürk buna karşı çıkar, &#8220;Orduyu bastan kurmamız lazım,&#8221; der. Muhtelif itirazlar gelir. &#8220;Kim başkumandan olacak?&#8221; diye sorulduğunda askerler, &#8220;Başkumandan belli, yetki Mecliste,, derler. Buna muhtelif itirazlar olur, zira Atatürk tüm yetkileri bir dört ay daha istemektedir. Burada Atatürk, TBMM&#8217;yi ilk defa örtülü bir şekilde tahdit eder. &#8220;Orduyu başsız bırakmadım, bırakmıyorum, bırakmayacağım!&#8221; der. En sonunda İsmet Paşa ve Fevzi Paşa Atatürk&#8217;e gider ve &#8220;Meclis&#8217;i lağvedelim,&#8221; önerisinde bulunurlar. Atatürk, &#8220;Kat&#8217;iyyen olmaz, meşruiyetten ayrılamayız&#8221; diyerek itiraz eder.</div>
<div></div>
<div>Daha sonra Atatürk, Meclis&#8217;te sunulan tüm itirazları toplar, hepsini okur ve ezberler. Ertesi gün Meclise gider, tüm itirazlara tek tek cevap verir. Öyle cevaplar verir ki meclis üyeleri korkmaya baslar. En sonunda oybirliğiyle başkumandanlığa Atatürk seçilir. Oy verenlerin bir kısmı, &#8220;Oy verelim, yetkili olsun, başarısız olursa asarız, düşüncesiyle oy verir.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, Maliye Bakanı Ziya Beyi çağırıp durumun ne olduğunu, nasıl gittiğini sorar. &#8220;Paşam kasa tam takır, bir şey yok,&#8221; cevabını alır. Bunun üzerine Atatürk hemen bir kanun çıkarır. Orduya verilmek için her aileden bir çift çorap, en azından bir tüfek; üç öküzü olandan birini, beş atı olandan bir atını istedikleri bir ihtiyaç listesi çıkartır. Halka daha sonra ödeme şartıyla makbuz vererek, listedekiler istenir. Zafer kazanıldığı için halk kendine güvenmeye başlamıştır, diğer savaşları da kazanacağız düşüncesi de yaygınlaşmıştır. Halk, memnuniyetle bu ihtiyaçlar verirler. Verilen kumaşlarla askerlere yeni üniformalar dikilir, gelen teçhizat dağıtılır.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, İsmet Paşa&#8217;yla harbi planlama konuşması yapar. İsmet Paşa, Kazım Karabekir&#8217;in Doğuda başarılı olduğunu söyleyip Kars Kalesinde bulunan Rus toplarını getirmek ister. Bunları getirirler ama toplar eldeki mühimmata uymaz. Eskişehir fabrikalarına bu toplara uygun mermi yapılması için emir verilir. Oradaki sorumlular ise yeni mermiler yapacak vaktin olmadığını söyler. Bunun üzerine fabrikadaki kahraman ustalarımız eldeki mühimmatı alıp tornayla küçültürler. Bu çok tehlikelidir çünkü tornanın ürettiği sıcaklık her an mermiyi patlatabilir. Buna rağmen yüzlerce mermiyi elden geçirirler ve mermiler toplara uygun hale gelir. Atatürk, &#8220;Bakin arkadaşlar,&#8221; der, &#8220;Yunan&#8217;ın en güçlü olduğu yer Uşak-Afyon hattı, onları oradan vuracağız.&#8221; İngiliz Mareşal Townshend  (Charles Townshend (1861-1924): Birinci Dünya Savaşı sırasında Bağdat&#8217;a doğru düzenlenen ve felaketle sonuçlanacak ilk Britanya Hareketi&#8217;ni gerçekleştiren Britanya Hint Ordusu&#8217;nda görev yapan bir subaydır. Daha sonra tümgeneral olmuştur.) bu hatta daha önce gelmiştir ve Yunan mevzilerini teftiş etmiştir. Bunun üzerine, &#8220;Türkler burayı altı ayda alırsa altı günde aldık desinler,&#8221; demiştir. Atatürk, &#8220;Yunanları en güçlü yerinden vuracağız ancak onlara eşitlik sağlayabilmek için yukarıdaki ordunun pek çok teçhizatını ve silahını güneye getireceğiz. Güneyde bulunan Afyon-Kocatepe civarındaki orduyu Yunan&#8217;la eşit hale getireceğiz, deyince, o sırada kuzeyde olan Yakup Sevki Paşa, (Yakup Sevki Subaşı (1876-1939): Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nda görev alan Türk komutandır&#8221; &#8220;Olur mu, sen benim elimden silahımı topumu tüfeğimi alıyorsun, karşımda Digenis  var, (Kimon Digenis (1871-1945): Türk Kurtuluş Savaşında Yunan ordusu tümgenerali.) bizi vursa devirecek,&#8221; diye itiraz eder. Yakup Sevki Paşanın karşısında Digenis in kolordusu varken güneyde de Trikopis&#8217; in kolordusu yerini almıştır, bunlar aşağı yukarı eşit güçte kolordulardır. Atatürk kuzeydeki ordumuzu çok zayıf bırakır, askerin büyük çoğunluğunu güneye çeker. Yakup Sevki Paşa, &#8220;Delirdin mi sen, kumar oynuyorsun; ben bir taburu kaydırıyorum adamın haberi oluyor, tüm ordumu nasıl kaydıracaksın!&#8221; diye karst çıkmaya devam eder. Atatürk&#8217;ün stratejisi çoktan hazırdır, &#8220;Paşam, gündüz vakti kaydırırsan haberi olur, biz gece kaydıracağız, der. Nihayetinde kuzeydeki ordunun küçük bir bölümü hariç hepsi güneye kaydırılır.</div>
<div></div>
<div>28 Temmuz 1922 Cuma günü bir futbol müsabakası düzenlenir ama bu futbol müsabakasının nihai amacı başkadır, esas mesele komutanları bir araya toplayıp onlara son emirlerin verilmesidir: O sırada Avrupa&#8217;ya, Mustafa Kemal&#8217; in eğlendiğine dair haberler gider.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, Büyük Taarruz başlamadan hemen önce 25 Ağustos akşamımda da Ankara&#8217;da ev sahipliği yaptığı bir çay partisi verir, herkes oradadır. Bu partinin mevcudiyeti, İstanbul dâhil mümkün olan herkese duyurulur. İstanbul&#8217;dakiler, durumu yanlış yorumlayarak Mustafa Kemal Ankara&#8217;da gönül eğlendiriyor sanırlar. Atatürk sadece Rus elçisine, &#8220;Yarın taarruza geçiyoruz haberiniz olsun,&#8221; diye bilgi verir. Ruslar bizi desteklemektedir ve bu taarruz planından başka kimsenin haberi yoktur. Bir yıldır aynı yerde olan Yunanlar da taarruzu beklemiyordur çünkü henüz Türk ordusunun kurulmadığını sanmaktadırlar. Öte yandan, &#8220;Biz buraya kadar istiyoruz&#8221;, diye onlara yer gösterildiğinden ilerisi için saldırmazlar ve o hattı korumaya çalışırlar. Partinin ilerleyen saatlerinde ev sahibi Mustafa Kemal Paşa ortadan kaybolur ama bu durum dikkat çekmez. Köşktekiler, Atatürk&#8217;ün yokluğunu hissettirmemek üzere talimat almışlardır. Bu esnada Atatürk cepheye gelir. Yunan ordusu içinde büyük bir huzursuzluk vardır, Venizeloscular  (Venizeloscular: Yunanistan&#8217;ın eski başbakan, Megali İdea&#8217;nın mimari ve modern Yunanistan&#8217;ın en önemli siyasetçilerinden biri olan Elefterios Venizelos (1864-1936) savunucularına verilen isimdir.)ve kralcılar olarak ordu siyaseten ikiye bölünmüştür. Emir dinlemeyen birlikler olur. Hacianestis (Yeoryos Hacianestis (1863-1922): Türk Kurtuluş Savaşında Yunan ordusu başkomutanıdır. Daha sonra Yunanistan&#8217;da vatana ihanet suçuyla kursuna dizilmiştir.) İzmir&#8217;den emirler yağdırır fakat detaylardan haberi yoktur. Atatürk&#8217;ün emri üzerine, o gece kendisi Ankara&#8217;dan hareket etmeden önce Anadolu&#8217;nun tüm dünyayla ilişkisi, telgraf yoluyla kesilir. Bizimkiler bir de &#8220;Telgraflar kesildi, Ankara&#8217;ya karşı Anadolu&#8217;da isyan başladı!&#8221; diye yalan haberler uydurur. Ne olduğu anlaşılana kadar Atatürk Kocatepe&#8217;ye gelir ve İsmet Paşayla görüşür. Bu görüşmede, taarruzun nasıl başlayacağını anlatır. Plana göre saat 04.30 gibi sabah namazından sonra taciz ateşi açılacak, 05.30-06.00 gibi tahrip ateşi başlayacaktır. Yunanların bu ateşe nerede ve ne zaman cevap vereceği tahmin edilmeye çalışılır. Nihayetinde 04.30&#8217;da taciz ateşi baslar. Sonra ordu 05.30 gibi de tahrip ateşiyle devam eder. Yunanlar çok şaşırır, muazzam bir bombardımana uğramışlardır. Saat 07.00 de Yunanların cevap ateşleri kesilir. İnönü bunu bir topçu olarak anlayamaz. Türk piyadeler hücuma başlar ve Yunan bariyerlerini çok hızlı şekilde geçerler.</div>
<div></div>
<div>Bu sırada Fahrettin Altay Paşa (Fahrettin Altay (1880-1974): Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki Büyük Taarruzdan sonra Yunan ordusunun geri çekilmesini sağlayarak İzmir&#8217;e giren 5. Süvari Kolordusunun komutanıdır.) Bozdağlar&#8217;da bildiği bir geçitli kullanır. Trikopis&#8217;in kolordusunun arkasına geçer, böylece Trikopis iki ateş arasında kalır. Bu vesileyle bizimkiler hızla ilerler ve Uşak kurtarılır. Ordu, kimsenin beklemediği bir hızda ilerlemektedir. Bu arada Dumlupınar&#8217;da Trikopis sıkışır ve Digenise sürekli telgraf eker, &#8220;Gel buraya, Türk taarruzunun ağırlığı burada!&#8221; der. Digenis, &#8220;Karsımda Yakup Şevki&#8217;nin ordusu var, onu bırakıp mı geleyim?&#8221; diye sorar ve hızlı hareket etmemeyi daha doğru bulur. Sonunda yardıma gider ama artık çok geçtir, Dumlupınar&#8217;da birleşik Yunan ordusu Türkler tarafından çembere alınmıştır. Bu sıkıştırmayı Trikopis kişisel hatıralarında, &#8220;Sonunda toplarımız dahi kullanılamaz hale geldi.</div>
</div>
<div id=":17r" class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Önümüzde süngüler parlamaya başlayınca tesim olmaya karar verdik,&#8221; diye anlatır.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Trikopis, teslim olmaya karar verdiğinde atından iner ve kılıcını yaverine vererek bunun Türklerin eline geçmemesi gerektiğini söyler. Yaveri bunun üzerine kılıcı kırar. Sonrasında Trikopis ile Digenis Uşakta kurulan karargâha; İsmet Paşa, Atatürk ve Fevzi Çakmak&#8217;ın karşısına esir komutanlar olarak getirilir. Atatürk, Trikopis&#8217;e &#8220;Üzülmeyin general, harp bir oyundur; kazanan da olur kaybeden de&#8230; Siz bizim esirimiz değil misafirimizsiniz?&#8221; deyip bir sigara ikram eder. Trikopis, &#8220;Mareşalim harbi nereden yönettiniz?&#8221; diye sorar. Atatürk, &#8220;Bakın süngüler parladı dediniz ya, ben hemen arkalarındaydım,&#8221; diye cevap verir. Trikopis, &#8220;Tabii, bizim başkomutan gibi 500 km öteden harp yönetilmez, diye hayıflanır. Bunun üzerine Atatürk, &#8220;Unutuyordum,&#8221; diyerek cebinden bir telgraf çıkarır, &#8220;Yeni başkomutan sizsiniz&#8221; der. Trikopis Yunan ordularının başkomutanlığına atanmıştır ama telgraf eline geçmemiştir. Atatürk, &#8220;Bir arzunuz var mi?&#8221; diye sorar. Trikopis, &#8220;Eşim İstanbul&#8217;da, acaba iyi olduğuma dair ona bir haber ulaştırılabilir mi?&#8221; diye sorar. Atatürk &#8220;Derhâl, siz adresi verin biz telgrafı ulaştırırız.&#8221; diyerek karşılık verir. Daha sonra İnönü, Atatürk&#8217;e döner, &#8220;Müsaade edersen benim de bir sorum var,&#8221; der. Atatürk müsaade edince İnönü, &#8220;General, biz tahrip ateşini 05.30 da açtık. Siz 07.00&#8217;ye kadar cevap verdiniz. Ama 07.00 de birdenbire kestiniz. Buna anlam veremedik, der. Trikopis, &#8220;General, biz topçu gözcülerini biraz fazla öne çıkarmıştık. Sizin bu kadar güçlü ve isabetli top atışları yapacağınızı düşünmedik. Siz ilk bir buçuk saatte gözcülerimizi vurunca, toplarımızı kör hale getirdiniz. Onun için cevap veremedik,&#8221; diye yanıtlar.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Atatürk taarruz başlamadan önce &#8220;On beş günde İzmir&#8217;deyiz, demiştir Ankara&#8217;dakilere, fakat kimse inanmamıştır. On üç gün sonra Atatürk Nif&#8217;tedir. Atatürk&#8217;ün etrafındaki komutanların suratları beş karıştır, hepsi yorgundur. Atatürk,  &#8220;Arkadaşlar bu ne hal? Zafer günümüzdür, hep birlikte şarkı söyleyelim,&#8221; der. &#8220;Yine Bir Gülnihal&#8221; şarkısını söylerler. Ertesi gün İzmir&#8217;e inerler, Atatürk hükümet konağına bakar ki konağa Türk Bayrağı çekilmiştir; bu manzara eşliğinde yanında yaveri Salih Bozok&#8217;la Kordonda yürürler. &#8220;Salih, kaç gün oldu?&#8221; diye sorar. &#8220;On dört gün Paşam,&#8221; yanıtını alınca, &#8220;E canim bir gün de yanılmış olalım,&#8221; der.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Atatürk Nedim Paşa Oteli&#8217;ne geldiğinde yere Yunan bayrağı serildiğini görür. &#8220;Bu nedir?&#8221; diye sorar. &#8220;Çiğneyin Paşam, Kral Konstantin (Birinci Konstantin (1868-1923): Eski Yunanistan kralıdır. 1897 deki Otuz Gün Savaşı sırasında Yunan ordusunun başkomutanlığını yapmıştır.) geldiğinde bizim bayrağımızı ezmişti,&#8221; yanıtını alır. Fakat Atatürk, &#8220;Hata etmiş. Bayrak, bir milletin şerefidir, kaldırın onu oradan!&#8221; der. Daha sonra, &#8220;Peki Konstantin geldiğinde burada rakı içti mi?&#8221; diye sorar. &#8220;İçmedi Paşam,&#8221; derler. &#8220;O zaman niye geldi!&#8221; diyerek keyiflenir.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">O esnada Ege Denizi&#8217;nde hâlâ düşman donanması durmaktadır. Ateş açsa İzmir&#8217;i yok edecek, son derece güçlü bir donanma çok yakınlarındadır. Bu donanma ayni zamanda kaçan Yunan askerlerini de kurtarmaktadır. Karşılarında koca bir donanmayı görünce Atatürk&#8217;ün arkadaşlarının canı sıkılır; &#8220;Biz buraya kadar geldik ama bizim bir sandalımız bile yok,&#8221; diye düşünürler. Yanındakiler ise Atatürk&#8217;e, &#8220;Paşam bu herifler can sıkıcı, ne yapsak?&#8221; diye sorar. &#8220;Buna mi dertleniyorsunuz?&#8221; diye karşılık verir Atatürk. &#8220;Paşam ateş gücüne bakar misiniz?&#8221; dediklerinde, Atatürk bir kâğıt ve kalem getirmelerini ister ve donanma komutanına şöyle yazar: &#8220;Yirmi dört saat içinde İzmir Limanı&#8217;nı terk etmenizi talep ediyoruz. Başkumandan Mustafa Kemal.&#8221;</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Nihayetinde donanma ateş açacak diye korkanlar, sabah uyandıklarında donanmayı limanda göremezler. Atatürk&#8217;ün mektubu üzerine hepsi gitmiştir. Atatürk, İngiliz ordusunun savaşmak istemediğini bilmektedir çünkü İngilizler de Yunanların aptallığından bıkmıştır. Lloyd George un&#8221; &#8220;Büyük Yunanistan&#8221; kurma hayâli çökmüştür. Atatürk de o donanmanın savaşı uzatmak istemediğinin farkındadır. Lloyd George (David Lloyd George (1863-1945): 1916-1922 yıllar arasında görev yapan eski Birle-sik Krallık başbakanıdır.) parlamentoda, &#8220;Boğazlar bizim, Kemal&#8217; in askerlerini buraya yaklaştırmayız, der. Boğazlar uluslararası kontrolde kalır. Harrington&#8217;a&#8221; mesaj gönderir: &#8220;Türkler Boğaz bölgesine girerse ateş açacaksın!&#8221;. Harrington emri alır ama kimseye göstermez.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">
<p>Harrington&#8217;un tavrı (Charles Harington (1872-1940): Britanya ordusu generalidir. Türk Kurtuluş Savaşı esnasında 1920-23 yıllar arası İtilaf Devletleri adına İstanbul İşgal Ordular Başkomutanı olarak görev yapmıştır.) İngiltere&#8217;de bomba tesiri yapar. Lloyd George, Harrington&#8217;a &#8220;Neden emir dinlemiyorsun!&#8221; diye yazar. Harrington, &#8220;Centilmene ateş açmam&#8221; diye karşılık verir. Ve sonunda bizimkiler Boğazları da ele geçirirler. Arkasından Refet Bele İstanbul&#8217;a gelir, halkta coşku sonsuzdur. İstanbul kurtulmuştur. Daha sonra Mudanya Mütarekesi imzalanır, mütarekede İngilizler geri çekileceklerdir. Arkasından da Lozan&#8230; Lloyd George, Lozan için &#8220;Alçakça, rezil bir teslimiyet bu,&#8221; demiştir. Atatürk&#8217;ün dehası burada da net bir şekilde görülür. Atatürk&#8217;ün dehasını gösteren en önemli özelliklerinden biri de elindeki imkânlar iyi bilmesi ve öncelikle sorunu iyi tanımlamasıdır. Sorunu çözmek için elindeki imkânlarla bir hipotez oluşturur, bu hipotezleri uygularken de karsısına sorun çıkarsa derhâl o hipotezi terk edip yeni bir hipotez üretir. Metot bundan ibarettir. Yapacağı inkılapları da o yıllarda kafasında canlandırmaya başlamıştır. Bunların hiçbirini de birebir bir ülkeden kopyalamaz, Avrupa&#8217;nın farklı farklı yerlerinden örnekler alır: Medeni kanunu İsviçre&#8217;den, ekonomi modelini İngiliz&#8217;den gibi. Şeriatı kesinlikle reddeder, &#8220;Biz lâik bir devlet olacağız&#8221;, der. Kimsenin inancına karışmaz ama toplum yönetiminin lâik olmasını ister.</p>
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r2382045195133515837" data-legacy-message-id="190acf2cc65a48e4">
<div class="gs">
<div class="">
<div class="WhmR8e" data-hash="0"></div>
</div>
</div>
<div class="ajx"></div>
</div>
</div>
<div id="qJTzr" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I" role="tab" aria-label="Eklenti Yükleyin" aria-selected="false">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6">
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r-4214018495635827965" data-legacy-message-id="190b58600523d295">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":7kl" class="ii gt">
<div id=":7kk" class="a3s aiL ">
<div>Atatürk, dehasının yanında yaşanabilecek her türlü olay için kendini hazırlayan bir liderdir. Her yerde problem görüp bunu nasıl çözeceğini düşünür. Örneğin Atatürk henüz binbaşıyken Makedonya ordusuna von der Goltz  (Colmar von der Goltz (1843-1916): Osmanlı&#8217;daki namıyla &#8220;Goltz Paşa&#8221;, Osmanlı ve Alman ordularından mareşal rütbesi sahibi Alman subayıdır.) gelecektir ancak hiç kimse hazırlık yapmamıştır. Bu hali görünce Atatürk, &#8220;Mareşali böyle mi karşılayacağız? Koskoca bir Osmanlı ordusu kendi vatanını nasıl savunacağını düşünemez mi? Ayıp değil mi bu?&#8221; diye sorgular ve nihayetinde gerekli hazırlıkları yaptırır. Goltz Paşa geldiği zaman, bizimkilerin istemeyerek de olsa hazırladığı planı çok beğenir. Mareşal, manevralar esnasında yanında yalnızca Mustafa Kemal olsun istemiştir. Atatürk, her zaman ve her rütbede çevresindeki kişilerin dikkatini çekmiş bir dehadır.</div>
<div></div>
<div>Atatürk tüm bu yaşananlar sırasında şanslı olduğu kadar şanssız da bir adamdır. Meselâ aile kuramamış, sağlığına dikkat edememiş, annesiyle geçinememiş ve babasız büyümüştür. Ayrıca en büyük talihsizliği de çevresindekilerin onu anlayacak seviyede olmamasıdır. Ben inanıyorum ki Atatürk on sene daha yasasaydı Türkiye&#8217;nin kaderi bambaşka olurdu. Muhtemelen Türkiye, müttefiklerin safında Almanya&#8217;ya karşı İkinci Dünya Savaşı&#8217;na girerdi çünkü savaş başlamadan Atatürk nasıl sonuçlanacağını görmüştü, hatta meşhur Amerikan generali Douglas MacArthur&#8217; la (Douglas MacArthur (1880-1964): İkinci Dünya Savaşında Pasifik Cephesi&#8217;ndeki Müttefik kuvvetlere komuta eden Amerikalı 5 yıldızlı &#8220;Ordu Generali&#8217;dir.) İstanbul&#8217;daki görüşmelerinde onları Hitlere karşı uyarmış ve Rusya&#8217;ya dikkat etmelerini söylemişti. Sebebiyse savaşın Rusya&#8217;nın burnunun dibinde olmasıdır, Amerika ise Rusya&#8217;dan uzaktır. Tahminim odur ki savaşa girmiş olsaydık Kıbrıs sorununu tamamen çözerdik. Muazzam ekonomik destek alırdık, Atatürk dışarıdan iyi para getirirdi. Ordu müthiş modernleşirdi, dolayısıyla halkın sırtından orduyu besleme derdini büyük ölçüde azaltırdı. Avrupa&#8217;ya çok kolay entegre olunabilirdi. Turizm ve tarım daha başka bir noktaya gelirdi. Daha sonra savunma sanayisine önem verirdi. Demiryolları muazzam artardı. Eğitimden taviz vermezdi. Oysa onun vefatından sonra Köy Enstitüleri 1948&#8217;de kapandı, 1951&#8217;de imam Hatipler tekrar açıldı.</div>
<div></div>
<div>En nihayetinde Atatürk, 1914 ten 1923&#8217;e kadar savaşan bir ülkeyi daha sonraki on beş sene boyunca inkılaplarla ayağa kaldırmaya çalışan bir liderdir. Buna rağmen dikiş tutmayan çok iş mevcuttur, bunun en büyük sebebi eğitim yetersizliğidir. Cumhuriyet kurulduğunda on sekiz tane lise vardır; buna rağmen parlak bir dönem ortaya çıkarmış, bir ortaçağ devletini alp 20. yüzyıla getirmiştir. Kadınlar için birçok avantaj sağlamıştır. Meselâ La Turquie Kemaliste (Kemalist Türkiye) dergisi (La Turquie Kemaliste: 1934-1949 arasında Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından 49 sayı çıkarılan propaganda dergisidir.) Bayezid Meydanında yapılan bir mitingin fotoğrafını yayımlamıştır, mitingde bir kadın konuşma yapıyordur. Kadının kafasında bir şapka, üzerinde müthiş bir elbise vardır, onu dinleyenlerin giyim kuşamı da ona benzerdir. Miting sanki Paris&#8217;te yapılıyor gibidir. Atatürk güzellik arayan, memleketinin de güzel olmasını isteyen bir liderdir. O hayattayken kutlanan 23 Nisan ve 19 Mayıs bayramlarına bakın; şık giyimli beyefendiler, hanımefendiler görürsünüz. Atatürk bunu görmek istemiş, halkının güzel olmasını ve Avrupa ya benzemesini temenni etmiştir fakat ne yazık ki yıllar geçtikçe Atatürk&#8217;ün anlaşılamadığı ortaya çıkmıştır. 21 La Turquie Kemaliste: 1934-1949 arasinda Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlügü tarafindan 49 sayi ikanilan propaganda dergisidir.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div></div>
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":7kl" class="ii gt">
<div id=":7kk" class="a3s aiL ">
<div class="adL"></div>
</div>
</div>
<div class="WhmR8e" data-hash="0">Atatürk her şeye rağmen bu halk için elinden geleni yapmıştır. Tüm devrimlerini, görevini bir toplum mühendisliği olarak görüp bilimsel yönteme yaslamıştır. Bilimsel yöntem çok kısaca &#8220;Eldeki sorunu çözmek için bir varsayım üretip, bu varsayımı gözlemlerle denetleyerek, gözlemle çelişen varsayımları elemek&#8221; olarak özetlenebilir. Atatürk, basarisiz olarak gördüğü adımlardan derhâl geri çekilmesini bilmiştir. Bunun hiç kuşkusuz en çarpıcı örneği, dil devriminde tam tasfiyeciliktir. Otuzlu yılların başında bu yolu deneyen Atatürk, bundan daha sonra vazgeçerek dilin tasfiyeyle temizlenmesinden ziyade, halkın rahat kullanabileceği bir iletişim aracına geçilmesi için çalışmıştır. Atatürk&#8217;ün bilimsel yaklaşımla ele alamadığı tek problem kendi sağlık sorunlarıdır. Yaşamındaki tek ciddi yenilgisini de bilimsel yaklaşımla savaşamadığı siroza karşı almıştır.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/atam-4/">ATAM</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATAM</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/atam-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2022 13:58:34 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Süleyman Süreyya BÜKEY (1895-1974) &#8211; Foto Süreyya İmzalı, fotoğraf üzeri döneminde renklendirme. 55 x 43 cm., çerçeveli &#160; &#160; KİM KİMDİR &#8211; CEHALETTEN KURTULMA SANATI CELAL ŞENGÖR MASA KİTAP-İSTANBUL-MMXXIV ATATÜRK&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/atam-3/">ATAM</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Süleyman Süreyya BÜKEY (1895-1974) &#8211; Foto Süreyya</p>
<p>İmzalı, fotoğraf üzeri döneminde renklendirme.</p>
<p>55 x 43 cm., çerçeveli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KİM KİMDİR &#8211; CEHALETTEN KURTULMA SANATI</p>
<p><strong>CELAL ŞENGÖR</strong></p>
<p>MASA KİTAP-İSTANBUL-MMXXIV</p>
<p><strong>ATATÜRK KİMDİR?</strong></p>
<p>Atatürk, duygusunu ve hırsını aklının önüne geçirmeyen, tarihin gördüğü en büyük komutan ve devlet kurucularından biridir. Ayni zamanda, varlığını milletine adamış ve bundan kişisel olarak haz alan bir dâhidir. Kişisel olarak haz alması çok önemli bir farktır. Onun en önemli özelliklerinden biri de ba- şari bağımlısı olmasıdır. Ona verilen görevi ve gösterilen hedefi en iyi şekilde başarma arzusu küçük yaslarından itibaren vardır. Tabii, başarılı olma arzusu duyan ve bunu düstur edinen birçok insan olduğunu söylemek mümkündür. Atatürk&#8217;ün farkı, bu istek ve arzusunu milletinin faydasına evirebilmiş olmasından ileri gelir.</p>
<p>Atatürk için &#8220;Kendini halkına feda etti,&#8221; derler, bu doğrudur fakat bunu zevk alarak yaptığını da bilmemiz gerekir. Bu bakımdan egoist biri bile sayılabilir. Atatürk; servetle, kadınlarla, rütbeyle, ünle değil de başkalarına iyi gelerek kendi egosunu tatmin eder. Niyeti milletini yüceltmektir.</p>
<p>Akrabası Nuri Conker&#8217; in söylediği gibi aslen Arnavut, fakat kendi tanımına göre Türk Milleti&#8217;nin bir üyesi olan Atatürk&#8217;ün, doğduğu toprakları da kapsayan bir Cumhuriyet kurma fikri lise yıllarında başlamıştır. Cemal Kutay, onun henüz lise yıllarındayken bir Makedonya Cumhuriyetini düşlediğini yazar. Atatürk o zamanlar etrafındaki cemiyetin çok yozlaşmış ve cahil olduğunun fakına vararak kendi kendine, &#8220;İnsan böyle yaşamamalı, benim görevim bu insanları hayal ettiğim seviyeye çıkarmak olmalı, bunun neticesi beni çok tatmin edecektir? diye düşünür. Atatürk kendini, geliştirmek istediği milletin en önünde tutar.</p>
<p>Atatürk, iyi bir entelektüeldir. Bunun iki sebebi vardır: İlki zekâsı, ikincisi de Rumelili olması yani Selanik&#8217;te doğması. Entelektüellik, Jules Verne&#8217; in&#8217; de (Bilimkurgunun öncülerinden olan Fransiz yazar ve gezgindir. Birçok icadı önceden tahmin ettiği için &#8220;Bilim Falcısı&#8221; olarak anılır) söylediği gibi &#8220;İnsan ürünlerinin en güzelleri hakkında bilgi ve anlayışı toplama marifetidir? Entelektüellik aynı zamanda mağdur insanların iyiliğine yardım etme dürtüsü de barındırabilir, fakat her entelektüel bunu hissetmez. Bu kadar iyi bilgi edinmiş ve anlamış olan insan, kaçınılmaz olarak insanlığa hizmet etmeye çalışır. Ancak, bunu yapmayanlar da vardır. Yalnızca iyi duyguların değil kötülüğün de su yüzüne çıktığı entelektüellik biçimine Doktor Mengele örnek gösterilebilir. Mengele, Nazi imha kamplarında çalışan bir doktordur. Kadınlar ve çocuklar üzerinde deneyler yapmıştır, hem de bazen hiç uyuşturmadan&#8230; Yaptıkları tam bir sadistlik örneğidir. İnsan vücudunu bilmesi, bunları yapabilmesini sağlamıştır ve bu yaptıklarıyla, kendinden sonraki tıbba ciddi katkıda bulunmuştur. Doğum vetiresi buna örnektir. Yahudiler tüm Nazi suçlularını avlamış, yalnıza çok zeki bir adam olan Mengele&#8217;yi yakalayamamışlardır.</p>
<p>Atatürk&#8217;e dönersek, o milletini çok iyi tanımaktadır. Milletinin içinden kendisini sevmeyen büyük bir kısmin olduğunu da bilir ama İsa&#8217;nın söylediği gibi düşünür: &#8220;Onları affet çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.&#8221; Atatürk milletine böyle bakan bir liderdir. Karsısındaki cahil güruhun onu sevip sevmediğini umursamadan onları istediği medeni düzeye getirmek için çabalamıştır; bu onu tatmin eden en önemli amaçlardan biridir. Atatürk&#8217;ün bu konuyla ilgili olarak, &#8220;Neden ben bu kadar senelik eğitim gördükten, medeni hayatı inceleyip hürriyetin tadını alabilmek için hayatımdan ve zamanımdan feragat ettik- ten sonra avam mertebesine ineyim? Onları kendi mertebeme çıkarayım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar,&#8221; düşüncesi vardır. İşte bu Atatürk&#8217;ün başarı kriteridir. Benim izimden gelip partizanım olsunlar dememiş, sadece vatandaşlarının onun medeniyet mertebesine ulaşmasını düşlemiştir. Çünkü tüm dünyaya &#8220;Bakin benim milletime, ben bunun içinden çıktım, diye göstermek istemiştir.</p>
<p>Atatürk her zaman &#8220;Ben döküntü bir insan güruhunun parçası değilim,&#8221; der. 10. Yıl Nutkunda, &#8220;Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır,&#8221; dese de aslında öyle olmadığını herkesten iyi bilmektedir. Buna dair bir anekdot vardır: Atatürk, Samsun&#8217;a çıkmak için İstanbul&#8217;dan ayrılmasının ardından ancak yedi sene sonra İstanbul&#8217;a dönebilmiştir. Tabii artık müthiş bir zafer kazanmış kurucu bir liderdir. Gemisi iskeleye yanaştığında onu gören halk, &#8220;Yasa Paşam!&#8221; ve &#8220;Hoş Geldin Paşam!&#8221; sloganları atmaktadır. Atatürk geminin küpeştesinden bakar, bir yanında Şükrü Kaya  ((1883-1959): Osmanlı Devleti&#8217;nin son yıllarında çeşitli devlet görevleri yaptıktan sonra, Kurtuluş Savaşına katılmış, savaşın ardından Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün yakın çalışma arkadaşlarından biri olmuş devlet ve siyaset adamıdır) bir yanında Recep Zühtü vardır (Recep Zühtü Soyak (1893-1963): Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ilk günlerinden itibaren ulusal direniş hareketinin önderi Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yakın çevresinde bulunmuş, onun muhafızlığını üstlenmiştir) . Recep Zühtü dönüp Atatürk&#8217;e bakar, onda en küçük bir memnuniyet ve heyecan göremez. Nihayetinde dayanamayıp &#8220;Kemal, heyecanlanmıyor musun?&#8221; diye sorar. Atatürk, &#8220;Recep, bu halk aynı coşkuyla bizi yarın darağacına da götürür,&#8221; diye cevap verir.</p>
<p>Atatürk bir dâhidir ama dâhi olmak, onu tanımlamak için yeterli değildir. Atatürk&#8217;ün, bu dehasını pratikte faydalı hale getirmesi, onu iyi tanımak için ön plana çıkması gerekir. Onun yöntemi önce kendisine problem seçmek olmuştur. Herkesin iyi bildiği Çanakkale&#8217;den başlamak gerekirse, Çanakkale&#8217;de kara kuvvetlerini ilgilendiren bir problem olarak düşman birliklerinin nereden karaya çıkmak isteyecekleri konusuna öncelik verilmesi gerekmiştir. Çanakkale Cephesi Komutanı Liman von Sanders, Kilitbahir&#8217;den ve Saros Körfezi&#8217;nin güneyinden çıkılacağını tahmin eder. Atatürk, &#8220;Hayır yukarıdan, Suvla Körfezi&#8217;nden gelecekler, der ve sebeplerini anlatır. Liman von Sanders, &#8220;Git oraya, bir çıkartma baslarsa hemen haber ver,&#8221; diyerek Atatürk&#8217;ü Suvla Körfezine gönderir. Atatürk, oraya gidince çıkartmanın çoktan başlamış olduğunu görür. Hemen haber gönderir ve yardıma kuvvet ister. ilk olarak en yakındaki 57. Alay gelir ve Atatürk&#8217;le birlikte çıkartmayı orada durdururlar. Düşman kuvvetlerinin çıktığı yer dimdik bir yamaçtır. Türklerin siperleri tepededir, orada makineli tüfeklerle konuşlanırlar ve aşağıda kafasını kaldıranı tararlar. İtilaf kuvvetlerinin çıktıkları yerlerde çörtlü kalkerler vardır, bunlar içi silisyum yönünden zengin kireçtaşıdır. Buraya kazma vuruldu mu kazma geri gelir, o kadar serttir. Kumandanlar buraya bakmadan, askere çıkıp siper kazması için emir verir. Askerler siper kazamaz, siper kazamadıkları için yukarıdaki mitralyöz ateşi altında can verirler. Bu arada Türkler de bu ateş altında ağır kayıplar verir. 57. Alay tamamen şehit olur fakat buna rağmen Türkler düşmanı durdurur.</p>
<p>Burada Atatürk&#8217;ün neden Kilitbahir&#8217;den değil de Suvla&#8217;dan çıkartma yaptıklarına dair öngörüsü çok önemlidir, kendisi Çanakkale Boğazına giden en kısa yolun Suvla&#8217;dan geçtiğini önceden tespit etmiştir. Burada bir problem ve çözümü için Atatürk ün uydurduğu bir hipotez vardır. Hipotez, düşmanın Suvla Körfezi&#8217;nden geleceği yönündedir. Oraya gider, hipotezinin doğru olduğunu görür. Düşmanı durdurmak gerekmektedir. Mümkün olduğunca süratle haber göndererek 57. Alayın oraya gelmesini sağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r6037885689959300696" data-legacy-message-id="190acea3f26c2f05">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":71c" class="ii gt">
<div id=":6qb" class="a3s aiL ">
<div class="yj6qo">Daha önce Anzakları durdurabilmek için Conkbayırı&#8217;nda, tepedeki siperlerde yanında bulunan bir avuç askere emir verir, &#8220;Sakın ben söylemeden ateş, etmeyin, kafanızı kaldırmayın,&#8221; der. Anzakların geldiğini görür ve siperin üzerine çıkar. Anzaklar onu görünce ateş açarlar ama vuramazlar. Bu Atatürk&#8217;ün şansıdır. Onun bu cesareti göstermesinin sebebi Anzakları iyi görebilmek içindir, bir yandan da arkadan takviye geldiğini bilir. &#8220;Ben ölsem de mühim değil,&#8221; diye düşünür. Ayrıca askerlerine güven vermek de istemiştir. Yardıma kuvvet gelene kadar orada o an şehit olmayı düşmanı durdurabilme amacıyla göze almıştır. Atatürk o günden sonra mitolojik bir kahramana da dönüşmüştür, bu da aslında Anzaklar arasında gelişen korkunun sebebidir. Bu korku hem düşman ordusuna hem de halka, &#8220;Bu adam efsunlu, buna kurşun islemiyor, bu süper güçlere sahip,&#8221; diye düşündürmüş ve karşı tarafı en basta psikolojik savaşta yenilgiye uğratmıştır. Bu düşüncenin yaygınlaşmasının diğer bir sebebi de Atatürk&#8217;ü daha önceden tanımamalarıdır, Atatürk onlar için yeni ve ilk defa gördükleri bir askerdir. Hiçbiri onunla karşı karşıya gelip konuşmamıştır. Atatürk&#8217;ün efsunlu ve yenilmez bir kahraman olduğu sözü özellikle İtilaf Devletleri arasında yayılmaya başlar. Büyük komutanlar buna inanmaz tabiî ama erler arasında bu bir motivasyon kaybına sebep olur. Bir de Yunanlar arasında yaygın olan &#8220;Bu adam yenilemiyor&#8221; kaygısı da ortaya çıkmıştır. Haksız da sayılmazlar çünkü İtilaf Devletleri onu yenememişlerdir. Atatürk&#8217;ün kaybettiği savaş yoktur. Hatta yıllar sonra İngiltere kralı sırf merak ettiği ve onu tanımak istediği için yanına kadar gelir. Tek bildikleri ve gördükleri Atatürk&#8217;ün her kafasına koyduğunu yapması olmuştur. Atatürk, tüm bunların ve dünya üzerinde yarattığı etkinin farkındadır. Bütün dünya &#8220;Mustafa Kemal Paşa başkadır,&#8221; demektedir.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Ayrıca Atatürk, siperlerin içinde dahi her zaman grand tuvalet, pantolonu ve ceketi ütülü, çok temiz şekilde, çizmeleri pırıl pırıl dolaşır. Kafasında miğfer, her gün ayni nizamilikte giyinir. Her gün bir kovayla duş alan bir komutandır. Bunun asker üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Asker perişan bir adam değil, grand tuvalet bir adam görmektedir.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Suvla Körfezindeki çıkartmanın başladığı gün, Conkbayırı&#8217;ndaki siperlerin üzerindeki Atatürk tüm şıklığı ve kendine güveniyle kırbacını indirir, bizim askerler çıkar ve Anzakları durdurur. İşte bu yeni bir alayın gelmesi için kazanılan zamandır. Atatürk bunu iyi hesaplamış, savaşın kaderini değiştirmiştir. Düşman birlikleri, yenilgileriyle birlikte dönerler. Atatürk, bu olaydan sonra &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; olarak anılır. Bu, Atatürk&#8217;ün o zamana kadarki en çarpıcı başarısıdır. Ayrıca Atatürk&#8217;ün kalbinden vurulduğu yer de orasıdır. Orada kalbine kursun isabet eder ve saatini parçalar. Yaveri görür, telâşlanır, &#8220;Komutan vuruldu, birazdan düşer herhalde,&#8221; diye düşünür. Atatürk buna karşılık, &#8220;Sessiz ol, askerin moralini bozma&#8221; der. O saat daha sonra bulunamamıştır çünkü Liman von Sanders hatıra kalmasını istediği için kendi saatini verip Atatürk&#8217;ün saatini almıştır. Muhtemelen de Almanya&#8217;ya dönerken yanında götürmüştür. Bu zaferden sonra Liman von Sanders, genelkurmaya &#8220;Albay Mustafa Kemal&#8217;i derhâl generalliğe terfi ettiriyoruz,&#8221; şeklinde bir tebliğ yazar. Enver Pasa, terfi ettirmemek için direnir ve &#8220;Mustafa Kemal&#8217;i paşa yaparsın padişah olmak ister, padişah yaparsın halife olmak ister, halife yapmak istersin Allah olmak ister,&#8221; diyerek itiraz eder. Bunun üzerine Liman von San-ders, Enver&#8217;i suçlayan ağır bir mektup yazarak söyle der: &#8220;Bu kadar başarılı bir askerin terfi ettirilmemesi ordunun moralini bozar.&#8221; Kaldı ki ona general rütbesinde ihtiyaç da vardır, sonunda Atatürk tuğgeneral olur. Çanakkale&#8217;deki düşman ilerleyişini durdurur ve orada büyük bir zafer kazanır.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Çanak hâdisesi diye bilinen ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Sevr Anlaşması&#8217;yla belirlenen alana girmesini yasakla-yan emrin ifası esnasında bizimkiler İngilizlerle karşı karşıya  durmuş ve aralarında bir ahbaplık kurmuşlardır. Örneğin bir gün Ankara&#8217;dan teftişe gelineceği haberi gelir. Bizimkilerde dikenli tel yoktur, gidip İngilizlere &#8220;Fazla dikenli teliniz var mi?&#8221; diye sorarlar. Onlar da &#8220;Var, hatta isterseniz biz çekeriz&#8221; derler. Ankara&#8217;daki teftiş ekibi dönünce İngilizler telleri geri alır. Ayrıca, Çanakkale&#8217;de o tarihlerde köprüler İngilizler tarafından tutulmuştur. Atatürk, &#8220;Arkadaşlar köprülerin olduğu yerde yazın su var mi?&#8221; diye sorar. &#8220;Yok Paşam, yanıtını alınca, &#8220;O zaman köprüden geçmeyin,&#8221; der. Bizimkiler köprüye baka baka etrafını dolanırken, İngilizler de bizimkilere baka baka köprüde beklerler. Savaşın can sıkıcı ortamının yanında aralarında böyle enstantaneler de yaşanır.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">Çanakkale Savaşından sonra Atatürk, Güney Cephesine gönderilir. Oradaki duruma bakar, &#8220;Arkadaşlar Sina&#8217;yı (Suriye-Filistin Savaşı&#8217;ndaki cephelerden biridir) savunmak durumunda kalmayın, o kadar büyük gücümüz yok. Geri çekilelim ve Şam düzeyinde cepheyi kurup savunma yapalım,&#8221; şeklinde bir değerlendirme yapar. Cemal Paşa (Ahmet Cemal Paşa (1872-1922): Türk siyaset adamı ve askerdir. İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyetinin üç liderinden biridir. Özellikle Uç Paşalar iktidarı olarak da bilinen, 1913-1918 yollar arasında Osman İmparatorluğu&#8217;nun is ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynamıştır.) kabul etmez, &#8220;Biz yeneriz&#8221;&#8221; der ve Sina&#8217;da Mareşal Allenby karşısında sıkı bir yenilgi alır. İngilizler Kudüs&#8217;e kadar gelip orayı işgal eder ve bizimkiler Bitlis&#8217;e kadar çekilmek zorunda kalır. Sonrasında Atatürk&#8217;e 7. Ordu&#8217;nun komutası verilir ancak neticede harp kaybedilmek üzeredir. Sevr Anlaşması, Mondros Mütarekesi, Yunanların 15 Mayıs&#8217;ta İzmir&#8217;e çıkması&#8230; Atatürk, &#8220;Bu isler böyle İngilizlere takla atarak, ondan bundan medet umarak yapılacak iş değil; bizim ümit edebileceğimiz tek kaynak millettir&#8221; düşüncesini savunur. Herkes alay eder. &#8220;Balkan Harbi&#8217;n-de, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda bir sürü asker kaybetmişiz, geriye neredeyse insan kalmamış&#8221;, derler. İşte burada Atatürk&#8217;ü; ordunun mevcudunu, hangi seviyeye indiklerini ve silah durumunu çok iyi bilmesi yönlendirmiştir. Samsundan Amasya&#8217;ya geçer ve Anadolu&#8217;daki bütün komutanlara telgraf çeker. Sevr Anlaşması gereği asker terhis edilecek ve silahlar teslim edilecektir. Atatürk, &#8220;Sakın,&#8221; der, &#8220;askerleri terhis etmeyin, silahları teslim etmeyin. Burada önemli bir liderlik söz konusudur. Diğer komutanlar da durumun farkındadırlar, İstanbul&#8217;dan ümit yoktur. Komutanların gönlü de Mustafa Kemal&#8217;den yanadır, İstanbul&#8217;dan gelen emirleri dinlemezler.</div>
<div></div>
<div class="yj6qo">
<p>İngilizler, oradaki Rum çetelerini korumak için gönderilen Osmanlı müfettiş Mustafa Kemal&#8217; in istediklerinin tam tersini yapıp Türkleri kolladığını fark eder. Bir heyet gönderilir, &#8220;Atatürk Anadolu&#8217;yu karıştıracak, kendisini derhal geri çekin&#8221; emri verilir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ordudaki bütün görevle- rinden istifa eder ve &#8220;Bundan sonraki yönetimimiz diktatörlük olamaz, halk hareketi olmalıdır&#8221; şeklindeki kararını açıklar. Bunun sebebi devletin başında hâlâ padişahin olmasıdır&#8217;  Padişaha alternatif biri çıkarılamadığından alternatif ancak halk olabilir. Erzurum&#8217;da ve Sivas&#8217;ta kongre toplanır. Bunlar Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılış çalışmalardır. Atatürk Ankara&#8217;ya gider ve 23 Nisan 1920de Büyük Millet Meclisini açar. Mecliste şu karar alınır: &#8220;Padişahımız esir. Hür kararlar alamıyor, dolayısıyla onu dinlemek zorunda değiliz. Padişah ve halifenin selâmetine kadar Anadolu&#8217;yu Büyük Millet Meclisi temsil edecektir.&#8221; Bu esnada Anadolu içlerinde çete isyanları başlamıştır. Atatürk bu çeteleri kendi gayeleri yönünde bir süre kullanır. Ancak bir asker olarak çete liderleriyle is yürümeyeceğini, düzenli ordunun gerektiğini bilmektedir. Bunun üzerine Çerkes Ethem&#8217;i orduda görev alması için çağırır fakat Çerkes Ethem kabul etmez. ((1886-1948): Çerkes asıllı Osmanlı askeridir. Kurtuluş Savaşında, Kuva-yı Milliye birliklerinde komutanlık yapmıştır. Kendi bölgesinde TBMM Hükümeti&#8217;nin siyasi otoritesini tanımamış ve kendi otoritesine göre hareket etmesiyle birlikte 1920 yılının son aylarında ayaklanma başlatmıştır.). Milli Mücadele birlikleri ellerindeki az güçle Çerkes Ethem&#8217;le çarpışır ve onu yener. Bu olaydan sonra Atatürk, düzenli orduyu kurma işine hız verir. Düzenli ordunun ilk çarpışmaları Birinci ve İkinci İnönü savaşlarında gerçekleşir, bu savaşlarda Yunanlar durdurulur. Ama hemen arkasından gelen Kütahya-Eskişehir Muharebeleri kaybedilir. Bu savaşta cephe komutanı İsmet İnönü&#8217;dür ve savaş sırasında Atatürk&#8217;ü cepheye çağırmıştır. Atatürk daha giderken sorunun ne olduğunun farkındadır, komutanlar da kullanılan yöntem de yetersizdir. Kafasında plan oluşturur, ancak komutanlarının moralini  bozmamak için öncelikle haritaları açmalarını söyler. Harita üzerinde izah eder. ilk olarak, &#8220;İsmet, orduyu Sakarya&#8217;nın arkasına çek,&#8221; der ve ordu 100 km geri çekilir. Komutanlar, &#8220;Bu 100 km içerisinde kalan halkı kime bırakacağız!&#8221; diye isyan etmeye başlar fakat kimse bir alternatif sunmaz. Atatürk stratejisini &#8220;Bak, ben vatanimin içine çekiliyorum. Papulas  (Anastasios Papulas (1857-1935): 1919-1922 Türk-Yunan Savaşı&#8217;nda Anadolu&#8217;daki Yunan kuvvetlerinin başkomutanlığını yapmış korgeneraldir.) beni takip edecek, ikmal hatları uzayacak, Anadolu&#8217;muzun içinde doğru düzgün yol olmadığından Yunan ordusu batacak,&#8221; diyerek açıklar. Bu çekilmeden sonra Sakarya Meydan Muharebesi cereyan eder, orada Atatürk bir hattı bütünüyle korumanın hata olduğunu fark eder çünkü o hattın her an yarılabileceğini görür. Okuldan ögrendiği bir şey vardır: Böyle bir hat yarıldığı zaman o hattın uzunluğuyla mütenasip bir mesafede ordunun geri çekilmesi gerekir. Papulas da Atatürk&#8217;le aynı kitapları okumuştur, haliyle o da böyle düşünür. Bunlar Avrupa&#8217;da okutulan meşhur ders kitaplarıdır. Atatürk ise bu tavsiyeyi aptalca bulur. &#8220;Her birlik olduğu yerde tutunamadığı zaman savunmasını tekrar kurana kadar geri çekilir ama onun yanındaki birlikler çekilmek zorunda değil,&#8221; diye düşünür. &#8220;Orada kendini savunabilirse savunsun, hattın bozulması mühim değil,&#8221; diye tahayyül eder. Nihayetinde Atatürk bir emir gönderir: &#8220;Hattı müdafaa yoktur, sathi müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.&#8221;</p>
<div>
<div class="nH">
<div class="nH">
<div class="nH aqk aql bkL">
<div class="nH bkK">
<div class="nH">
<div class="nH ar4 z">
<div class="">
<div class="AO">
<div id=":3" class="Tm aeJ">
<div id=":1" class="aeF">
<div class="nH">
<div class="nH" role="main">
<div class="nH g">
<div class="nH a98 iY">
<div class="nH">
<div class="aHU hx">
<div role="list">
<div class="h7 ie" tabindex="-1" role="listitem" aria-expanded="true">
<div class="Bk">
<div class="G3 G2">
<div id=":6py">
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r-6311279022963982281" data-legacy-message-id="190acecf6e91499a">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":6r9" class="ii gt">
<div id=":71d" class="a3s aiL ">
<div class="yj6qo"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="nH">
<div class="aUx">
<div class="bAw bcf tRcrsc">
<div class="brC-aT5-aOt-Jw" role="complementary" aria-label="Yan panel">
<div class="brC-aT5-aOt-bsf-Jw">
<div class="brC-bsf-aT5-aOt" tabindex="0" role="tablist">
<div id="gsc-gab-2" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I bse-bvF-a9p" role="tab" data-guest-app-id="2" aria-label="Keep" aria-disabled="false" aria-selected="false">
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Papulas&#8217;a yeni raporlar gittiğinde, bizim bazı birliklerimizin çekildiği bilgisini gören Papulas bizim tamamen yenildiğimizi düşünür ve ordumuzun çekilmesini bekler. Fakat başka hiçbir birlik çekilmez. Papulas sinirlenir, &#8220;Bu adam oyunu kurallarına göre oynamıyor!&#8221; diye isyan eder. İşte dehâ budur. Atatürk, &#8220;Bugüne kadar kurmay akademide okutulan meydan muharebesi sartları, eski meydan muharebeleri içindir&#8221;, der. Burada yeni bir durum hâsıl olmuştur, dolayısıyla taktiği değiştirir.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Başka bir gün, harbin bitmesine beş altı gün kala bir binbaşı gelir, yeni elde edilen istihbarat raporlarını okur ve &#8220;Paşam, Yunanlar birlik getiriyorlar, harbi kaybediyoruz!&#8221; der. Atatürk raporu bir kez daha okumasını ister. Binbaşı bir kez daha okur. Atatürk, o sırada kaburgası kırık şekilde yatmaktadır. &#8220;Şimdi git, İsmet Paşa orada taburenin üzerinde uyukluyor, uyandır ve zaferini tebrik et,&#8221; der. Binbaşı, ismet Paşaya gidip &#8220;Paşam, zaferinizi tebrik ederim,&#8221; deyince İsmet Paşa şaşkına döner. Atatürk aynı binbaşıya, &#8220;Fevzi Paşa Hazretleri nerede?&#8221; diye sorar. O esnada Fevzi Paşa, Atatürk&#8217;ten daha yüksek rütbeli bir askerdir, ayni zamanda bir Osmanlı orgeneralidir ve savunma bakanlığı da yapmıştır. Atatürk ise Sakarya Meydan Muharebesini bir sivil olarak yönetmektedir çünkü ordudan ayrılmış, tekrar da girmemiştir. Atatürk, Fevzi Paşa&#8217;nın odasında olduğunu ögrenince binbaşıya &#8220;Çağır onu&#8221;, der. Fevzi Çakmak gelince Atatürk &#8220;Neredeydiniz Paşam?&#8221; diye sorar. &#8220;Odamdaydım, Kur&#8217;an okuyordum. Yapacak hiçbir şey kalmadı, Allah-u Teâlâ&#8217;dan sizi bize bağışlamasını niyaz ediyordum,, diye cevap verir. Böyle deyince Atatürk, &#8220;Bir dakika, bir yanlış anlama var. Binbaşım istihbarat raporlarını yanlış yorumlamış; Papulas yeni birlik getirmiyor, birlikleri kaydırıp geri çekiliyor,&#8221; diyerek harita üzerinde gösterir. Binbaşı raporları okurken harita Atatürk ün kafasında canlanmıştır. O her birliğin nerede olduğunu bildiği için rapor okundukça kafasındaki harita değişmiştir ve Yunanların geri çekildiğini anlamıştır. Atatürk, İsmet İnönü&#8217;ye dönüp &#8220;Yarın taarruza kalkıyoruz&#8221;, der. İsmet Paşa şaşırır, &#8220;Sen iyice delirdin, subayların yarısı şehit, ordunun yüzde kırkı kaçtı, neyle taarruz edeceğiz!&#8221; diye karşı çıkar. Atatürk gülümser, parmağıyla başını göstererek, &#8220;Bak İsmet, zafer burada kazanılır, Papulas burada kaybetti!&#8221; der. Hiçbiri böyle bir taarruzun başarılı olacağına inanmaz ama emir emirdir, ertesi gün taarruz baslar. Yunanlar çok yorulmuştur, kendi aralarında</div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">&#8220;Türkler sandığımızdan daha güçlü çıktı, diye konuşurlar. Papulas&#8217;ın emri üzerine tekrar Kütahya-Eskişehir hattına çekilirler. Bizimkiler bu durumdan memnundur, dört yüz sene sonra ilk kez bir meydan muharebesi kazanılmıştır, mutlulukla Ankara&#8217;ya dönerler.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Ankara&#8217;da Atatürkü genel sekreteri Ruşen Eşref karşılar. ((1892-1959): Türk gazeteci, yazar, siyasetçi ve diplomattır. 1918de Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat adlı eseriyle Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü ilk kez Türk ve dünya kamuoyuna tanıtmıştır. Türk Dil Kurumu ve Galatasaray Spor Kulübü&#8217;nün kurucularından biridir.). &#8220;Bak Ruşen,&#8221; der Atatürk, &#8220;bu muharebede üç şey keşfettim: Birincisi hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, bu çok önemli. İkincisi, arkasında ekonomik güç gelişmeyen bir muharebe boşuna yapılmıştır, bir muharebenin mutlaka amacı olmalıdır.&#8221; Üçüncü bir şey daha söyler fakat maalesef Ruşen Eşref onu kaydetmeyip unutmuştur. Atatürk bunları kırmızı kaplı defterine yazmıştır, ancak bugün o defterin de nerede olduğu bilinmiyor.</div>
<div></div>
<div class="aT5-aOt-I-JX-Jw">Bu muharebelerden sonra Ankara&#8217;da Meclis toplanır. Atatürk meydan muharebesini sivil olarak yönettiği ve başarılı olduğu için askerler Meclise Atatürk&#8217;e rütbe verilmesini istedikleri bir teklif sunarlar. En yüksek rütbe olan mareşal rütbesinde karar kılınır ve Atatürk &#8220;mareşal&#8221; olur. Terzi gelir; zengin, şatafatlı,</div>
<div>apoletli bir üniforma yapacaktır. Atatürk, &#8220;Hayır,&#8221; der, &#8220;benim üniformam bu. Yakalardaki işaretleri sök, bir kırmızı taban üzerine tek bir yıldız koy, etrafına da basit bir sırma yap yeter.&#8221; Üniformasında hiç gösteriş yoktur ve bu gösterişsiz üniformayla bile ihtişamlı görünür.</div>
<div></div>
<div>O günlerde Mecliste bir hareketlilik baslar, şanlı bir zafer kazanılmıştır ve düşmanı Anadolu&#8217;dan tamamen kovmak için hemen yeni bir taarruza geçme arzusu vardır. Atatürk buna karşı çıkar, &#8220;Orduyu bastan kurmamız lazım,&#8221; der. Muhtelif itirazlar gelir. &#8220;Kim başkumandan olacak?&#8221; diye sorulduğunda askerler, &#8220;Başkumandan belli, yetki Mecliste,, derler. Buna muhtelif itirazlar olur, zira Atatürk tüm yetkileri bir dört ay daha istemektedir. Burada Atatürk, TBMM&#8217;yi ilk defa örtülü bir şekilde tahdit eder. &#8220;Orduyu başsız bırakmadım, bırakmıyorum, bırakmayacağım!&#8221; der. En sonunda İsmet Paşa ve Fevzi Paşa Atatürk&#8217;e gider ve &#8220;Meclis&#8217;i lağvedelim,&#8221; önerisinde bulunurlar. Atatürk, &#8220;Kat&#8217;iyyen olmaz, meşruiyetten ayrılamayız&#8221; diyerek itiraz eder.</div>
<div></div>
<div>Daha sonra Atatürk, Meclis&#8217;te sunulan tüm itirazları toplar, hepsini okur ve ezberler. Ertesi gün Meclise gider, tüm itirazlara tek tek cevap verir. Öyle cevaplar verir ki meclis üyeleri korkmaya baslar. En sonunda oybirliğiyle başkumandanlığa Atatürk seçilir. Oy verenlerin bir kısmı, &#8220;Oy verelim, yetkili olsun, başarısız olursa asarız, düşüncesiyle oy verir.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, Maliye Bakanı Ziya Beyi çağırıp durumun ne olduğunu, nasıl gittiğini sorar. &#8220;Paşam kasa tam takır, bir şey yok,&#8221; cevabını alır. Bunun üzerine Atatürk hemen bir kanun çıkarır. Orduya verilmek için her aileden bir çift çorap, en azından bir tüfek; üç öküzü olandan birini, beş atı olandan bir atını istedikleri bir ihtiyaç listesi çıkartır. Halka daha sonra ödeme şartıyla makbuz vererek, listedekiler istenir. Zafer kazanıldığı için halk kendine güvenmeye başlamıştır, diğer savaşları da kazanacağız düşüncesi de yaygınlaşmıştır. Halk, memnuniyetle bu ihtiyaçlar verirler. Verilen kumaşlarla askerlere yeni üniformalar dikilir, gelen teçhizat dağıtılır.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, İsmet Paşa&#8217;yla harbi planlama konuşması yapar. İsmet Paşa, Kazım Karabekir&#8217;in Doğuda başarılı olduğunu söyleyip Kars Kalesinde bulunan Rus toplarını getirmek ister. Bunları getirirler ama toplar eldeki mühimmata uymaz. Eskişehir fabrikalarına bu toplara uygun mermi yapılması için emir verilir. Oradaki sorumlular ise yeni mermiler yapacak vaktin olmadığını söyler. Bunun üzerine fabrikadaki kahraman ustalarımız eldeki mühimmatı alıp tornayla küçültürler. Bu çok tehlikelidir çünkü tornanın ürettiği sıcaklık her an mermiyi patlatabilir. Buna rağmen yüzlerce mermiyi elden geçirirler ve mermiler toplara uygun hale gelir. Atatürk, &#8220;Bakin arkadaşlar,&#8221; der, &#8220;Yunan&#8217;ın en güçlü olduğu yer Uşak-Afyon hattı, onları oradan vuracağız.&#8221; İngiliz Mareşal Townshend  (Charles Townshend (1861-1924): Birinci Dünya Savaşı sırasında Bağdat&#8217;a doğru düzenlenen ve felaketle sonuçlanacak ilk Britanya Hareketi&#8217;ni gerçekleştiren Britanya Hint Ordusu&#8217;nda görev yapan bir subaydır. Daha sonra tümgeneral olmuştur.) bu hatta daha önce gelmiştir ve Yunan mevzilerini teftiş etmiştir. Bunun üzerine, &#8220;Türkler burayı altı ayda alırsa altı günde aldık desinler,&#8221; demiştir. Atatürk, &#8220;Yunanları en güçlü yerinden vuracağız ancak onlara eşitlik sağlayabilmek için yukarıdaki ordunun pek çok teçhizatını ve silahını güneye getireceğiz. Güneyde bulunan Afyon-Kocatepe civarındaki orduyu Yunan&#8217;la eşit hale getireceğiz, deyince, o sırada kuzeyde olan Yakup Sevki Paşa, (Yakup Sevki Subaşı (1876-1939): Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nda görev alan Türk komutandır&#8221; &#8220;Olur mu, sen benim elimden silahımı topumu tüfeğimi alıyorsun, karşımda Digenis  var, (Kimon Digenis (1871-1945): Türk Kurtuluş Savaşında Yunan ordusu tümgenerali.) bizi vursa devirecek,&#8221; diye itiraz eder. Yakup Sevki Paşanın karşısında Digenis in kolordusu varken güneyde de Trikopis&#8217; in kolordusu yerini almıştır, bunlar aşağı yukarı eşit güçte kolordulardır. Atatürk kuzeydeki ordumuzu çok zayıf bırakır, askerin büyük çoğunluğunu güneye çeker. Yakup Sevki Paşa, &#8220;Delirdin mi sen, kumar oynuyorsun; ben bir taburu kaydırıyorum adamın haberi oluyor, tüm ordumu nasıl kaydıracaksın!&#8221; diye karst çıkmaya devam eder. Atatürk&#8217;ün stratejisi çoktan hazırdır, &#8220;Paşam, gündüz vakti kaydırırsan haberi olur, biz gece kaydıracağız, der. Nihayetinde kuzeydeki ordunun küçük bir bölümü hariç hepsi güneye kaydırılır.</div>
<div></div>
<div>28 Temmuz 1922 Cuma günü bir futbol müsabakası düzenlenir ama bu futbol müsabakasının nihai amacı başkadır, esas mesele komutanları bir araya toplayıp onlara son emirlerin verilmesidir: O sırada Avrupa&#8217;ya, Mustafa Kemal&#8217; in eğlendiğine dair haberler gider.</div>
<div></div>
<div>Atatürk, Büyük Taarruz başlamadan hemen önce 25 Ağustos akşamımda da Ankara&#8217;da ev sahipliği yaptığı bir çay partisi verir, herkes oradadır. Bu partinin mevcudiyeti, İstanbul dâhil mümkün olan herkese duyurulur. İstanbul&#8217;dakiler, durumu yanlış yorumlayarak Mustafa Kemal Ankara&#8217;da gönül eğlendiriyor sanırlar. Atatürk sadece Rus elçisine, &#8220;Yarın taarruza geçiyoruz haberiniz olsun,&#8221; diye bilgi verir. Ruslar bizi desteklemektedir ve bu taarruz planından başka kimsenin haberi yoktur. Bir yıldır aynı yerde olan Yunanlar da taarruzu beklemiyordur çünkü henüz Türk ordusunun kurulmadığını sanmaktadırlar. Öte yandan, &#8220;Biz buraya kadar istiyoruz&#8221;, diye onlara yer gösterildiğinden ilerisi için saldırmazlar ve o hattı korumaya çalışırlar. Partinin ilerleyen saatlerinde ev sahibi Mustafa Kemal Paşa ortadan kaybolur ama bu durum dikkat çekmez. Köşktekiler, Atatürk&#8217;ün yokluğunu hissettirmemek üzere talimat almışlardır. Bu esnada Atatürk cepheye gelir. Yunan ordusu içinde büyük bir huzursuzluk vardır, Venizeloscular  (Venizeloscular: Yunanistan&#8217;ın eski başbakan, Megali İdea&#8217;nın mimari ve modern Yunanistan&#8217;ın en önemli siyasetçilerinden biri olan Elefterios Venizelos (1864-1936) savunucularına verilen isimdir.)ve kralcılar olarak ordu siyaseten ikiye bölünmüştür. Emir dinlemeyen birlikler olur. Hacianestis (Yeoryos Hacianestis (1863-1922): Türk Kurtuluş Savaşında Yunan ordusu başkomutanıdır. Daha sonra Yunanistan&#8217;da vatana ihanet suçuyla kursuna dizilmiştir.) İzmir&#8217;den emirler yağdırır fakat detaylardan haberi yoktur. Atatürk&#8217;ün emri üzerine, o gece kendisi Ankara&#8217;dan hareket etmeden önce Anadolu&#8217;nun tüm dünyayla ilişkisi, telgraf yoluyla kesilir. Bizimkiler bir de &#8220;Telgraflar kesildi, Ankara&#8217;ya karşı Anadolu&#8217;da isyan başladı!&#8221; diye yalan haberler uydurur. Ne olduğu anlaşılana kadar Atatürk Kocatepe&#8217;ye gelir ve İsmet Paşayla görüşür. Bu görüşmede, taarruzun nasıl başlayacağını anlatır. Plana göre saat 04.30 gibi sabah namazından sonra taciz ateşi açılacak, 05.30-06.00 gibi tahrip ateşi başlayacaktır. Yunanların bu ateşe nerede ve ne zaman cevap vereceği tahmin edilmeye çalışılır. Nihayetinde 04.30&#8217;da taciz ateşi baslar. Sonra ordu 05.30 gibi de tahrip ateşiyle devam eder. Yunanlar çok şaşırır, muazzam bir bombardımana uğramışlardır. Saat 07.00 de Yunanların cevap ateşleri kesilir. İnönü bunu bir topçu olarak anlayamaz. Türk piyadeler hücuma başlar ve Yunan bariyerlerini çok hızlı şekilde geçerler.</div>
<div></div>
<div>Bu sırada Fahrettin Altay Paşa (Fahrettin Altay (1880-1974): Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki Büyük Taarruzdan sonra Yunan ordusunun geri çekilmesini sağlayarak İzmir&#8217;e giren 5. Süvari Kolordusunun komutanıdır.) Bozdağlar&#8217;da bildiği bir geçitli kullanır. Trikopis&#8217;in kolordusunun arkasına geçer, böylece Trikopis iki ateş arasında kalır. Bu vesileyle bizimkiler hızla ilerler ve Uşak kurtarılır. Ordu, kimsenin beklemediği bir hızda ilerlemektedir. Bu arada Dumlupınar&#8217;da Trikopis sıkışır ve Digenise sürekli telgraf eker, &#8220;Gel buraya, Türk taarruzunun ağırlığı burada!&#8221; der. Digenis, &#8220;Karsımda Yakup Şevki&#8217;nin ordusu var, onu bırakıp mı geleyim?&#8221; diye sorar ve hızlı hareket etmemeyi daha doğru bulur. Sonunda yardıma gider ama artık çok geçtir, Dumlupınar&#8217;da birleşik Yunan ordusu Türkler tarafından çembere alınmıştır. Bu sıkıştırmayı Trikopis kişisel hatıralarında, &#8220;Sonunda toplarımız dahi kullanılamaz hale geldi.</div>
</div>
<div id=":17r" class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Önümüzde süngüler parlamaya başlayınca tesim olmaya karar verdik,&#8221; diye anlatır.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Trikopis, teslim olmaya karar verdiğinde atından iner ve kılıcını yaverine vererek bunun Türklerin eline geçmemesi gerektiğini söyler. Yaveri bunun üzerine kılıcı kırar. Sonrasında Trikopis ile Digenis Uşakta kurulan karargâha; İsmet Paşa, Atatürk ve Fevzi Çakmak&#8217;ın karşısına esir komutanlar olarak getirilir. Atatürk, Trikopis&#8217;e &#8220;Üzülmeyin general, harp bir oyundur; kazanan da olur kaybeden de&#8230; Siz bizim esirimiz değil misafirimizsiniz?&#8221; deyip bir sigara ikram eder. Trikopis, &#8220;Mareşalim harbi nereden yönettiniz?&#8221; diye sorar. Atatürk, &#8220;Bakın süngüler parladı dediniz ya, ben hemen arkalarındaydım,&#8221; diye cevap verir. Trikopis, &#8220;Tabii, bizim başkomutan gibi 500 km öteden harp yönetilmez, diye hayıflanır. Bunun üzerine Atatürk, &#8220;Unutuyordum,&#8221; diyerek cebinden bir telgraf çıkarır, &#8220;Yeni başkomutan sizsiniz&#8221; der. Trikopis Yunan ordularının başkomutanlığına atanmıştır ama telgraf eline geçmemiştir. Atatürk, &#8220;Bir arzunuz var mi?&#8221; diye sorar. Trikopis, &#8220;Eşim İstanbul&#8217;da, acaba iyi olduğuma dair ona bir haber ulaştırılabilir mi?&#8221; diye sorar. Atatürk &#8220;Derhâl, siz adresi verin biz telgrafı ulaştırırız.&#8221; diyerek karşılık verir. Daha sonra İnönü, Atatürk&#8217;e döner, &#8220;Müsaade edersen benim de bir sorum var,&#8221; der. Atatürk müsaade edince İnönü, &#8220;General, biz tahrip ateşini 05.30 da açtık. Siz 07.00&#8217;ye kadar cevap verdiniz. Ama 07.00 de birdenbire kestiniz. Buna anlam veremedik, der. Trikopis, &#8220;General, biz topçu gözcülerini biraz fazla öne çıkarmıştık. Sizin bu kadar güçlü ve isabetli top atışları yapacağınızı düşünmedik. Siz ilk bir buçuk saatte gözcülerimizi vurunca, toplarımızı kör hale getirdiniz. Onun için cevap veremedik,&#8221; diye yanıtlar.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Atatürk taarruz başlamadan önce &#8220;On beş günde İzmir&#8217;deyiz, demiştir Ankara&#8217;dakilere, fakat kimse inanmamıştır. On üç gün sonra Atatürk Nif&#8217;tedir. Atatürk&#8217;ün etrafındaki komutanların suratları beş karıştır, hepsi yorgundur. Atatürk,  &#8220;Arkadaşlar bu ne hal? Zafer günümüzdür, hep birlikte şarkı söyleyelim,&#8221; der. &#8220;Yine Bir Gülnihal&#8221; şarkısını söylerler. Ertesi gün İzmir&#8217;e inerler, Atatürk hükümet konağına bakar ki konağa Türk Bayrağı çekilmiştir; bu manzara eşliğinde yanında yaveri Salih Bozok&#8217;la Kordonda yürürler. &#8220;Salih, kaç gün oldu?&#8221; diye sorar. &#8220;On dört gün Paşam,&#8221; yanıtını alınca, &#8220;E canim bir gün de yanılmış olalım,&#8221; der.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Atatürk Nedim Paşa Oteli&#8217;ne geldiğinde yere Yunan bayrağı serildiğini görür. &#8220;Bu nedir?&#8221; diye sorar. &#8220;Çiğneyin Paşam, Kral Konstantin (Birinci Konstantin (1868-1923): Eski Yunanistan kralıdır. 1897 deki Otuz Gün Savaşı sırasında Yunan ordusunun başkomutanlığını yapmıştır.) geldiğinde bizim bayrağımızı ezmişti,&#8221; yanıtını alır. Fakat Atatürk, &#8220;Hata etmiş. Bayrak, bir milletin şerefidir, kaldırın onu oradan!&#8221; der. Daha sonra, &#8220;Peki Konstantin geldiğinde burada rakı içti mi?&#8221; diye sorar. &#8220;İçmedi Paşam,&#8221; derler. &#8220;O zaman niye geldi!&#8221; diyerek keyiflenir.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">O esnada Ege Denizi&#8217;nde hâlâ düşman donanması durmaktadır. Ateş açsa İzmir&#8217;i yok edecek, son derece güçlü bir donanma çok yakınlarındadır. Bu donanma ayni zamanda kaçan Yunan askerlerini de kurtarmaktadır. Karşılarında koca bir donanmayı görünce Atatürk&#8217;ün arkadaşlarının canı sıkılır; &#8220;Biz buraya kadar geldik ama bizim bir sandalımız bile yok,&#8221; diye düşünürler. Yanındakiler ise Atatürk&#8217;e, &#8220;Paşam bu herifler can sıkıcı, ne yapsak?&#8221; diye sorar. &#8220;Buna mi dertleniyorsunuz?&#8221; diye karşılık verir Atatürk. &#8220;Paşam ateş gücüne bakar misiniz?&#8221; dediklerinde, Atatürk bir kâğıt ve kalem getirmelerini ister ve donanma komutanına şöyle yazar: &#8220;Yirmi dört saat içinde İzmir Limanı&#8217;nı terk etmenizi talep ediyoruz. Başkumandan Mustafa Kemal.&#8221;</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">Nihayetinde donanma ateş açacak diye korkanlar, sabah uyandıklarında donanmayı limanda göremezler. Atatürk&#8217;ün mektubu üzerine hepsi gitmiştir. Atatürk, İngiliz ordusunun savaşmak istemediğini bilmektedir çünkü İngilizler de Yunanların aptallığından bıkmıştır. Lloyd George un&#8221; &#8220;Büyük Yunanistan&#8221; kurma hayâli çökmüştür. Atatürk de o donanmanın savaşı uzatmak istemediğinin farkındadır. Lloyd George (David Lloyd George (1863-1945): 1916-1922 yıllar arasında görev yapan eski Birle-sik Krallık başbakanıdır.) parlamentoda, &#8220;Boğazlar bizim, Kemal&#8217; in askerlerini buraya yaklaştırmayız, der. Boğazlar uluslararası kontrolde kalır. Harrington&#8217;a&#8221; mesaj gönderir: &#8220;Türkler Boğaz bölgesine girerse ateş açacaksın!&#8221;. Harrington emri alır ama kimseye göstermez.</div>
<div role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true"></div>
<div class="brC-aT5-aOt-axR" role="separator" aria-hidden="false" aria-disabled="true">
<p>Harrington&#8217;un tavrı (Charles Harington (1872-1940): Britanya ordusu generalidir. Türk Kurtuluş Savaşı esnasında 1920-23 yıllar arası İtilaf Devletleri adına İstanbul İşgal Ordular Başkomutanı olarak görev yapmıştır.) İngiltere&#8217;de bomba tesiri yapar. Lloyd George, Harrington&#8217;a &#8220;Neden emir dinlemiyorsun!&#8221; diye yazar. Harrington, &#8220;Centilmene ateş açmam&#8221; diye karşılık verir. Ve sonunda bizimkiler Boğazları da ele geçirirler. Arkasından Refet Bele İstanbul&#8217;a gelir, halkta coşku sonsuzdur. İstanbul kurtulmuştur. Daha sonra Mudanya Mütarekesi imzalanır, mütarekede İngilizler geri çekileceklerdir. Arkasından da Lozan&#8230; Lloyd George, Lozan için &#8220;Alçakça, rezil bir teslimiyet bu,&#8221; demiştir. Atatürk&#8217;ün dehası burada da net bir şekilde görülür. Atatürk&#8217;ün dehasını gösteren en önemli özelliklerinden biri de elindeki imkânlar iyi bilmesi ve öncelikle sorunu iyi tanımlamasıdır. Sorunu çözmek için elindeki imkânlarla bir hipotez oluşturur, bu hipotezleri uygularken de karsısına sorun çıkarsa derhâl o hipotezi terk edip yeni bir hipotez üretir. Metot bundan ibarettir. Yapacağı inkılapları da o yıllarda kafasında canlandırmaya başlamıştır. Bunların hiçbirini de birebir bir ülkeden kopyalamaz, Avrupa&#8217;nın farklı farklı yerlerinden örnekler alır: Medeni kanunu İsviçre&#8217;den, ekonomi modelini İngiliz&#8217;den gibi. Şeriatı kesinlikle reddeder, &#8220;Biz lâik bir devlet olacağız&#8221;, der. Kimsenin inancına karışmaz ama toplum yönetiminin lâik olmasını ister.</p>
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r2382045195133515837" data-legacy-message-id="190acf2cc65a48e4">
<div class="gs">
<div class="">
<div class="WhmR8e" data-hash="0"></div>
</div>
</div>
<div class="ajx"></div>
</div>
</div>
<div id="qJTzr" class="bse-bvF-I aT5-aOt-I" role="tab" aria-label="Eklenti Yükleyin" aria-selected="false">
<div class="aT5-aOt-I-JX-atM aT5-aOt-I-JX-atM-J6">
<div class="adn ads" data-message-id="#msg-a:r-4214018495635827965" data-legacy-message-id="190b58600523d295">
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":7kl" class="ii gt">
<div id=":7kk" class="a3s aiL ">
<div>Atatürk, dehasının yanında yaşanabilecek her türlü olay için kendini hazırlayan bir liderdir. Her yerde problem görüp bunu nasıl çözeceğini düşünür. Örneğin Atatürk henüz binbaşıyken Makedonya ordusuna von der Goltz  (Colmar von der Goltz (1843-1916): Osmanlı&#8217;daki namıyla &#8220;Goltz Paşa&#8221;, Osmanlı ve Alman ordularından mareşal rütbesi sahibi Alman subayıdır.) gelecektir ancak hiç kimse hazırlık yapmamıştır. Bu hali görünce Atatürk, &#8220;Mareşali böyle mi karşılayacağız? Koskoca bir Osmanlı ordusu kendi vatanını nasıl savunacağını düşünemez mi? Ayıp değil mi bu?&#8221; diye sorgular ve nihayetinde gerekli hazırlıkları yaptırır. Goltz Paşa geldiği zaman, bizimkilerin istemeyerek de olsa hazırladığı planı çok beğenir. Mareşal, manevralar esnasında yanında yalnızca Mustafa Kemal olsun istemiştir. Atatürk, her zaman ve her rütbede çevresindeki kişilerin dikkatini çekmiş bir dehadır.</div>
<div></div>
<div>Atatürk tüm bu yaşananlar sırasında şanslı olduğu kadar şanssız da bir adamdır. Meselâ aile kuramamış, sağlığına dikkat edememiş, annesiyle geçinememiş ve babasız büyümüştür. Ayrıca en büyük talihsizliği de çevresindekilerin onu anlayacak seviyede olmamasıdır. Ben inanıyorum ki Atatürk on sene daha yasasaydı Türkiye&#8217;nin kaderi bambaşka olurdu. Muhtemelen Türkiye, müttefiklerin safında Almanya&#8217;ya karşı İkinci Dünya Savaşı&#8217;na girerdi çünkü savaş başlamadan Atatürk nasıl sonuçlanacağını görmüştü, hatta meşhur Amerikan generali Douglas MacArthur&#8217; la (Douglas MacArthur (1880-1964): İkinci Dünya Savaşında Pasifik Cephesi&#8217;ndeki Müttefik kuvvetlere komuta eden Amerikalı 5 yıldızlı &#8220;Ordu Generali&#8217;dir.) İstanbul&#8217;daki görüşmelerinde onları Hitlere karşı uyarmış ve Rusya&#8217;ya dikkat etmelerini söylemişti. Sebebiyse savaşın Rusya&#8217;nın burnunun dibinde olmasıdır, Amerika ise Rusya&#8217;dan uzaktır. Tahminim odur ki savaşa girmiş olsaydık Kıbrıs sorununu tamamen çözerdik. Muazzam ekonomik destek alırdık, Atatürk dışarıdan iyi para getirirdi. Ordu müthiş modernleşirdi, dolayısıyla halkın sırtından orduyu besleme derdini büyük ölçüde azaltırdı. Avrupa&#8217;ya çok kolay entegre olunabilirdi. Turizm ve tarım daha başka bir noktaya gelirdi. Daha sonra savunma sanayisine önem verirdi. Demiryolları muazzam artardı. Eğitimden taviz vermezdi. Oysa onun vefatından sonra Köy Enstitüleri 1948&#8217;de kapandı, 1951&#8217;de imam Hatipler tekrar açıldı.</div>
<div></div>
<div>En nihayetinde Atatürk, 1914 ten 1923&#8217;e kadar savaşan bir ülkeyi daha sonraki on beş sene boyunca inkılaplarla ayağa kaldırmaya çalışan bir liderdir. Buna rağmen dikiş tutmayan çok iş mevcuttur, bunun en büyük sebebi eğitim yetersizliğidir. Cumhuriyet kurulduğunda on sekiz tane lise vardır; buna rağmen parlak bir dönem ortaya çıkarmış, bir ortaçağ devletini alp 20. yüzyıla getirmiştir. Kadınlar için birçok avantaj sağlamıştır. Meselâ La Turquie Kemaliste (Kemalist Türkiye) dergisi (La Turquie Kemaliste: 1934-1949 arasında Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından 49 sayı çıkarılan propaganda dergisidir.) Bayezid Meydanında yapılan bir mitingin fotoğrafını yayımlamıştır, mitingde bir kadın konuşma yapıyordur. Kadının kafasında bir şapka, üzerinde müthiş bir elbise vardır, onu dinleyenlerin giyim kuşamı da ona benzerdir. Miting sanki Paris&#8217;te yapılıyor gibidir. Atatürk güzellik arayan, memleketinin de güzel olmasını isteyen bir liderdir. O hayattayken kutlanan 23 Nisan ve 19 Mayıs bayramlarına bakın; şık giyimli beyefendiler, hanımefendiler görürsünüz. Atatürk bunu görmek istemiş, halkının güzel olmasını ve Avrupa ya benzemesini temenni etmiştir fakat ne yazık ki yıllar geçtikçe Atatürk&#8217;ün anlaşılamadığı ortaya çıkmıştır. 21 La Turquie Kemaliste: 1934-1949 arasinda Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlügü tarafindan 49 sayi ikanilan propaganda dergisidir.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div></div>
<div class="gs">
<div class="">
<div id=":7kl" class="ii gt">
<div id=":7kk" class="a3s aiL ">
<div class="adL"></div>
</div>
</div>
<div class="WhmR8e" data-hash="0">Atatürk her şeye rağmen bu halk için elinden geleni yapmıştır. Tüm devrimlerini, görevini bir toplum mühendisliği olarak görüp bilimsel yönteme yaslamıştır. Bilimsel yöntem çok kısaca &#8220;Eldeki sorunu çözmek için bir varsayım üretip, bu varsayımı gözlemlerle denetleyerek, gözlemle çelişen varsayımları elemek&#8221; olarak özetlenebilir. Atatürk, basarisiz olarak gördüğü adımlardan derhâl geri çekilmesini bilmiştir. Bunun hiç kuşkusuz en çarpıcı örneği, dil devriminde tam tasfiyeciliktir. Otuzlu yılların başında bu yolu deneyen Atatürk, bundan daha sonra vazgeçerek dilin tasfiyeyle temizlenmesinden ziyade, halkın rahat kullanabileceği bir iletişim aracına geçilmesi için çalışmıştır. Atatürk&#8217;ün bilimsel yaklaşımla ele alamadığı tek problem kendi sağlık sorunlarıdır. Yaşamındaki tek ciddi yenilgisini de bilimsel yaklaşımla savaşamadığı siroza karşı almıştır.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/atam-3/">ATAM</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TATIKYAN</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/8169/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 08:25:17 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8169</guid>

					<description><![CDATA[<p>BOĞOS TATİKYAN S.M. Le Sultan Abdul Medjid Khan İzmir, c.1848, 26 x18 cm., çerçeveli Suluboya karışık teknik. &#160; Bu çalışma 19. yüzyılda İzmir’de etkin bir ressam ve litografi (taşbaskı) ustası&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/8169/">TATIKYAN</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BOĞOS TATİKYAN</p>
<p>S.M. Le Sultan Abdul Medjid Khan</p>
<p>İzmir, c.1848, 26 x18 cm., çerçeveli</p>
<p>Suluboya karışık teknik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu çalışma 19. yüzyılda İzmir’de etkin bir ressam ve litografi (taşbaskı) ustası olan Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Boğos Tatikyan&#8217;a (1820-?) aittir.</p>
<p>19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl başlarında İzmir’de çeşitli tarihlerde basılan ticaret rehberlerinde Tatikyan Matbaası’nın adına rastlanmakta, her dilde ayrım yapmaksızın basım yaptığı bilinmektedir. Matbaanın en geç tarihli yayınları 1922’ye tarihlenmekte, bu tarihten sonra adına pek rastlanmamaktadır. Boğos Tatikyan’ın 1840’larda resim yapmaya başladığı düşünülmektedir. Sanatçı, özellikle yabancı turistlere hitap edebilmek amacıyla İzmir’in yerel özelliklerini yansıtan sokak sahneleri resmetmiştir. Bunlar, sokak satıcıları, İzmir’deki farklı milletlerin kıyafetleri gibi konuları ele alan çoğu zaman tek figürlü büyük boy taşbaskı resimlerdir. Bunların dışında Tatikyan, Osmanlı Sultanları’nın portrelerini de renkli ve yaldızlı olarak hazırlayıp basmış ve satışa sunmuştur. Tatikyan’ın gravür albümleri yurt içi ve yurt dışında çeşitli müze ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Bu albümlerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı’nda korunmaktadır. 1893 tarihli bu albüm, II. Abdülhamid Dönemi’nde Birleşik Devletler Ulusal Kütüphanesi için hazırlatılmıştır. 29 renkli gravürden oluşan albümde İzmir’in sokak satıcıları ile Ermeni, Türk, Arnavut, Yahudi gibi farklı milletlerin giyim kuşamları betimlenmiştir. Yaşamına ilişkin tüm ayrıntılara ulaşmak mümkün olmasa da bıraktığı eserler İzmirli sanatçı Boğos Tatikyan’ın tanınmaya ve tanıtılmaya değer renkli bir sanatçı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/8169/">TATIKYAN</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PREZIOSI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/preziosi-19/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 08:09:19 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8166</guid>

					<description><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882) 2 ADET Kağıt Üzerine Suluboya 20 x 26 cm., çerçeveli 2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-19/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882)</p>
<p>2 ADET Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>20 x 26 cm., çerçeveli</p>
<p>2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları verilerek vaftiz edilmiş olan ressam&#8217;ın ailesi, 17. Yüzyılda Korsika&#8217;dan Malta&#8217;ya göç etmiş bir ailedir. Ailenin geleneksel eğilimine ve toplumun soylu ailelerinin sahip olması gereken kurallara uyarak, babası gibi hukuk öğrenimi görmüş, üstün zekası ve çalışkanlığından dolayı profesörleri tarafından sürekli olarak takdir edilmiş ve başarısı çeşitli ödüller ile kutlanmıştı. Ama Amadeo daha hukuk dalındaki<br />
çalışmaları sırasında bile benliğini gittikçe saran bir sanat aşkı ile Malta&#8217;nın ünlü ressamlarından Giuseppe Hyzler&#8217;in atölyesinde ders almaya başlamıştı. Ne var ki Preziosi ile Hyzler&#8217;in resim anlayışı birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle Hyzler&#8217;in atölyesinden ayrılır ve 1836&#8217;da daha 20 yaşındayken kardeşi Leandro ile birlikte Fransa&#8217;ya gider ve burada Paris Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;ne (Ecole des Beaux Arts) devam ederek bu alandaki eğitimini tamamlar. Paris dönüşünde kesinlikle ressam olmaya kara vermiştir. Ancak baba Preziosi buna şiddetle karşı çıkarak oğlunun resme karşı herhangi bir yeteneği olmadığını savunur. Bunun üzerine<br />
Amadeo, Temmuz 1842&#8217;de, ön araştırma yapmak üzere gittiği Doğu Akdeniz&#8217;den Valetta&#8217;ya geri döner ve 28 Eylül 1842&#8217;de Eurotas adlı gemi ile Malta&#8217;dan ayrılarak, dönemin Avrupalı ressamlarının Doğu&#8217;ya / İstanbul&#8217;a yönelmelerinin de etkisiyle Sultan II. Mahmut Dönemi&#8217;nde İstanbul&#8217;a doğru yola çıkar. Anılarında da belirttiği gibi İstanbul&#8217;a sadece iki yıl için gelmiştir, ancak babasının ölümünden sonra Malta&#8217;ya dönmeyi reddetmiş, İstanbul&#8217;da kalmış, Rum kökenli bir Osmanlı kadını ile (Iphigenie Marchant) evlenmiş ve üçü kız (Mathilde, Giulia, Catherine) biri erkek (Roberto) dört çocuğu olmuştur. Ailenin kışlık evi ve aynı zamanda stüdyosu<br />
İngiliz Sarayı yakınında Hamalbaşı sokak 14 numaradaydı. Yaşamının son on yılını Yeşilköy&#8217;de geçiren Preziosi, 27 Eylül 1882 de arkadaşları ile bir av partisi sırasında tüfeğinin yere düşmesi ve kazara ateş alması sonucunda yaralanmış, ertesinde de hayatıni kaybetmiştir. Mezari Yesil Zeytin Sokakta bulunan Latin Katolik Mezarlığı nda&#8217;dır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-19/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PREZIOSI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/preziosi-13/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 08:06:33 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8163</guid>

					<description><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882) Kağıt Üzerine Suluboya 20 x 26 cm., çerçeveli 2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları verilerek vaftiz&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-13/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882)</p>
<p>Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>20 x 26 cm., çerçeveli</p>
<p>2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları verilerek vaftiz edilmiş olan ressam&#8217;ın ailesi, 17. Yüzyılda Korsika&#8217;dan Malta&#8217;ya göç etmiş bir ailedir. Ailenin geleneksel eğilimine ve toplumun soylu ailelerinin sahip olması gereken kurallara uyarak, babası gibi hukuk öğrenimi görmüş, üstün zekası ve çalışkanlığından dolayı profesörleri tarafından sürekli olarak takdir edilmiş ve başarısı çeşitli ödüller ile kutlanmıştı. Ama Amadeo daha hukuk dalındaki<br />
çalışmaları sırasında bile benliğini gittikçe saran bir sanat aşkı ile Malta&#8217;nın ünlü ressamlarından Giuseppe Hyzler&#8217;in atölyesinde ders almaya başlamıştı. Ne var ki Preziosi ile Hyzler&#8217;in resim anlayışı birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle Hyzler&#8217;in atölyesinden ayrılır ve 1836&#8217;da daha 20 yaşındayken kardeşi Leandro ile birlikte Fransa&#8217;ya gider ve burada Paris Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;ne (Ecole des Beaux Arts) devam ederek bu alandaki eğitimini tamamlar. Paris dönüşünde kesinlikle ressam olmaya kara vermiştir. Ancak baba Preziosi buna şiddetle karşı çıkarak oğlunun resme karşı herhangi bir yeteneği olmadığını savunur. Bunun üzerine<br />
Amadeo, Temmuz 1842&#8217;de, ön araştırma yapmak üzere gittiği Doğu Akdeniz&#8217;den Valetta&#8217;ya geri döner ve 28 Eylül 1842&#8217;de Eurotas adlı gemi ile Malta&#8217;dan ayrılarak, dönemin Avrupalı ressamlarının Doğu&#8217;ya / İstanbul&#8217;a yönelmelerinin de etkisiyle Sultan II. Mahmut Dönemi&#8217;nde İstanbul&#8217;a doğru yola çıkar. Anılarında da belirttiği gibi İstanbul&#8217;a sadece iki yıl için gelmiştir, ancak babasının ölümünden sonra Malta&#8217;ya dönmeyi reddetmiş, İstanbul&#8217;da kalmış, Rum kökenli bir Osmanlı kadını ile (Iphigenie Marchant) evlenmiş ve üçü kız (Mathilde, Giulia, Catherine) biri erkek (Roberto) dört çocuğu olmuştur. Ailenin kışlık evi ve aynı zamanda stüdyosu<br />
İngiliz Sarayı yakınında Hamalbaşı sokak 14 numaradaydı. Yaşamının son on yılını Yeşilköy&#8217;de geçiren Preziosi, 27 Eylül 1882 de arkadaşları ile bir av partisi sırasında tüfeğinin yere düşmesi ve kazara ateş alması sonucunda yaralanmış, ertesinde de hayatıni kaybetmiştir. Mezari Yesil Zeytin Sokakta bulunan Latin Katolik Mezarlığı nda&#8217;dır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-13/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PREZIOSI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/preziosi-9/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 08:04:56 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8160</guid>

					<description><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882) Kağıt Üzerine Suluboya 20 x 26 cm., çerçeveli 2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları verilerek vaftiz&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-9/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AMADEO PREZIOSI (1816-1882)</p>
<p>Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>20 x 26 cm., çerçeveli</p>
<p>2 Aralık 1816&#8217;da Malta&#8217;da doğan ve Valetta&#8217;daki Porto Salvo Kilisesi&#8217;nde Aloysius, Rosarius, Amadeus, Raymondus ve Andreas adları verilerek vaftiz edilmiş olan ressam&#8217;ın ailesi, 17. Yüzyılda Korsika&#8217;dan Malta&#8217;ya göç etmiş bir ailedir. Ailenin geleneksel eğilimine ve toplumun soylu ailelerinin sahip olması gereken kurallara uyarak, babası gibi hukuk öğrenimi görmüş, üstün zekası ve çalışkanlığından dolayı profesörleri tarafından sürekli olarak takdir edilmiş ve başarısı çeşitli ödüller ile kutlanmıştı. Ama Amadeo daha hukuk dalındaki<br />
çalışmaları sırasında bile benliğini gittikçe saran bir sanat aşkı ile Malta&#8217;nın ünlü ressamlarından Giuseppe Hyzler&#8217;in atölyesinde ders almaya başlamıştı. Ne var ki Preziosi ile Hyzler&#8217;in resim anlayışı birbirinden oldukça farklıdır. Bu nedenle Hyzler&#8217;in atölyesinden ayrılır ve 1836&#8217;da daha 20 yaşındayken kardeşi Leandro ile birlikte Fransa&#8217;ya gider ve burada Paris Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;ne (Ecole des Beaux Arts) devam ederek bu alandaki eğitimini tamamlar. Paris dönüşünde kesinlikle ressam olmaya kara vermiştir. Ancak baba Preziosi buna şiddetle karşı çıkarak oğlunun resme karşı herhangi bir yeteneği olmadığını savunur. Bunun üzerine<br />
Amadeo, Temmuz 1842&#8217;de, ön araştırma yapmak üzere gittiği Doğu Akdeniz&#8217;den Valetta&#8217;ya geri döner ve 28 Eylül 1842&#8217;de Eurotas adlı gemi ile Malta&#8217;dan ayrılarak, dönemin Avrupalı ressamlarının Doğu&#8217;ya / İstanbul&#8217;a yönelmelerinin de etkisiyle Sultan II. Mahmut Dönemi&#8217;nde İstanbul&#8217;a doğru yola çıkar. Anılarında da belirttiği gibi İstanbul&#8217;a sadece iki yıl için gelmiştir, ancak babasının ölümünden sonra Malta&#8217;ya dönmeyi reddetmiş, İstanbul&#8217;da kalmış, Rum kökenli bir Osmanlı kadını ile (Iphigenie Marchant) evlenmiş ve üçü kız (Mathilde, Giulia, Catherine) biri erkek (Roberto) dört çocuğu olmuştur. Ailenin kışlık evi ve aynı zamanda stüdyosu<br />
İngiliz Sarayı yakınında Hamalbaşı sokak 14 numaradaydı. Yaşamının son on yılını Yeşilköy&#8217;de geçiren Preziosi, 27 Eylül 1882 de arkadaşları ile bir av partisi sırasında tüfeğinin yere düşmesi ve kazara ateş alması sonucunda yaralanmış, ertesinde de hayatıni kaybetmiştir. Mezari Yesil Zeytin Sokakta bulunan Latin Katolik Mezarlığı nda&#8217;dır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/preziosi-9/">PREZIOSI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BRINDESI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/brindesi-8/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 07:53:50 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8157</guid>

					<description><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI 2 Adet Kağıt Üzerine Suluboya 1860, 20 x 26 cm., çerçeveli. Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-8/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI</p>
<p>2 Adet Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>1860, 20 x 26 cm., çerçeveli.</p>
<p>Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine taşımış olan ressamın hayatı hakkında çok detaylı bir bilgi yoktur. Galatasaray&#8217;da Yeniçarşı Sokağı&#8217;ndaki bir evde yaşadığı bilinmektedir. Abdülmecid döneminin (1839-1861) İstanbul&#8217;unu, sivil ve askeri tiplerini çizdi. Yaptığı suluboya ve yağlı boya resimleri sonradan taş baskı tekniğiyle çoğaltarak iki kitapta topladı. Yaklaşık 1855&#8217;te Paris&#8217;te basılan <i>Elbicei Atika. Les Anciens Costumes. Musée des costumes turcs de Constantinople</i> (eski Giysiler. İstanbul Türk Giysileri Müzesi) adlı birinci albümünde II. Mahmud&#8217;u, sadrazam, kazasker, kaptan paşa, yeniçeri ağası, şeyhülislam, kızlar ağası, başçuhadar, silahtar ağa gibi ordu ve devlet ileri gelenlerini ve kalyoncu, nizam-i cedit neferi, humbaracı nefer, peyk, solak gibi ordu mensuplarını gösteren 22 tane renkli taş baskı yer alıyordu. Birinci levhada, II. Mahmud törensel giysileri içinde resmedilmiştir. Albümde yer alan levhalarda figürler, altın yaldızlı dekoratif çerçeveler içine alınmıştır. Albümün başlığında, Sultanahmet&#8217;teki Yeniçeri Müzesi &#8220;Elbice-i Atika&#8221;nın adı yer almaktadır. Brindesi bu müzedeki modelleri kullanarak albümünü oluşturmuştur. Türkleri konu alan daha önceki kıyafetnamelerde olduğu gibi Brindesi&#8217;nin albümünde de sıradan insanların günlük yaşamları yerine, Osmanlı yönetiminin sivil, dinsel ve askeri görevlileri canlandırmıştı.</p>
<p>1860&#8217;larda gene Paris&#8217;te basılan <i>Souvenir de Constantinople</i> (İstanbul anıları) adlı ikinci albümünde ise İstanbul&#8217;un günlük yaşantısı, bunun içindeki eğlenceler, <a title="Galata Kulesi" href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi">Galata Kulesi</a> fonu önünde şekerci, haremde kadınlar ve halayık, Göksu&#8217;da kadınlar, mezarlıkta neyzen gibi pitoresk konuları canlandıran 20 tane renkli oymabaskı yer alıyordu. Resimlerinin bazı orijinal guajları Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi&#8217;nde bulunmaktadır. Sanatçı 7 Mayıs 1888‘de İstanbul‘da ölmüş olup oryantalist manada önemli eserler bırakmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-8/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BRINDESI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/brindesi-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 07:49:14 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8152</guid>

					<description><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI Kağıt Üzerine Suluboya 1860, 20 x 26 cm., çerçeveli &#160; Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine taşımış&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-7/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI</p>
<p>Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>1860, 20 x 26 cm., çerçeveli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine taşımış olan ressamın hayatı hakkında çok detaylı bir bilgi yoktur. Galatasaray&#8217;da Yeniçarşı Sokağı&#8217;ndaki bir evde yaşadığı bilinmektedir. Abdülmecid döneminin (1839-1861) İstanbul&#8217;unu, sivil ve askeri tiplerini çizdi. Yaptığı suluboya ve yağlı boya resimleri sonradan taş baskı tekniğiyle çoğaltarak iki kitapta topladı. Yaklaşık 1855&#8217;te Paris&#8217;te basılan <i>Elbicei Atika. Les Anciens Costumes. Musée des costumes turcs de Constantinople</i> (eski Giysiler. İstanbul Türk Giysileri Müzesi) adlı birinci albümünde II. Mahmud&#8217;u, sadrazam, kazasker, kaptan paşa, yeniçeri ağası, şeyhülislam, kızlar ağası, başçuhadar, silahtar ağa gibi ordu ve devlet ileri gelenlerini ve kalyoncu, nizam-i cedit neferi, humbaracı nefer, peyk, solak gibi ordu mensuplarını gösteren 22 tane renkli taş baskı yer alıyordu. Birinci levhada, II. Mahmud törensel giysileri içinde resmedilmiştir. Albümde yer alan levhalarda figürler, altın yaldızlı dekoratif çerçeveler içine alınmıştır. Albümün başlığında, Sultanahmet&#8217;teki Yeniçeri Müzesi &#8220;Elbice-i Atika&#8221;nın adı yer almaktadır. Brindesi bu müzedeki modelleri kullanarak albümünü oluşturmuştur. Türkleri konu alan daha önceki kıyafetnamelerde olduğu gibi Brindesi&#8217;nin albümünde de sıradan insanların günlük yaşamları yerine, Osmanlı yönetiminin sivil, dinsel ve askeri görevlileri canlandırmıştı.</p>
<p>1860&#8217;larda gene Paris&#8217;te basılan <i>Souvenir de Constantinople</i> (İstanbul anıları) adlı ikinci albümünde ise İstanbul&#8217;un günlük yaşantısı, bunun içindeki eğlenceler, <a title="Galata Kulesi" href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi">Galata Kulesi</a> fonu önünde şekerci, haremde kadınlar ve halayık, Göksu&#8217;da kadınlar, mezarlıkta neyzen gibi pitoresk konuları canlandıran 20 tane renkli oymabaskı yer alıyordu. Resimlerinin bazı orijinal guajları Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi&#8217;nde bulunmaktadır. Sanatçı 7 Mayıs 1888‘de İstanbul‘da ölmüş olup oryantalist manada önemli eserler bırakmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-7/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BRINDESI</title>
		<link>https://egcollection.ist/product/brindesi-6/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emre Gürçay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 07:39:27 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">http://egcollection.ist/?post_type=product&#038;p=8145</guid>

					<description><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI Kağıt Üzerine Suluboya 1860, 20 x 26 cm., çerçeveli &#160; Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine taşımış&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-6/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>JEAN BRINDESI</p>
<p>Kağıt Üzerine Suluboya</p>
<p>1860, 20 x 26 cm., çerçeveli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ressam Giovanni Jean Brindesi, 20 Nisan 1826’da doğdu. İstanbul‘un gün be gün yaşantısını ve tarihi atmosferini eserlerine taşımış olan ressamın hayatı hakkında çok detaylı bir bilgi yoktur. Galatasaray&#8217;da Yeniçarşı Sokağı&#8217;ndaki bir evde yaşadığı bilinmektedir. Abdülmecid döneminin (1839-1861) İstanbul&#8217;unu, sivil ve askeri tiplerini çizdi. Yaptığı suluboya ve yağlı boya resimleri sonradan taş baskı tekniğiyle çoğaltarak iki kitapta topladı. Yaklaşık 1855&#8217;te Paris&#8217;te basılan <i>Elbicei Atika. Les Anciens Costumes. Musée des costumes turcs de Constantinople</i> (eski Giysiler. İstanbul Türk Giysileri Müzesi) adlı birinci albümünde II. Mahmud&#8217;u, sadrazam, kazasker, kaptan paşa, yeniçeri ağası, şeyhülislam, kızlar ağası, başçuhadar, silahtar ağa gibi ordu ve devlet ileri gelenlerini ve kalyoncu, nizam-i cedit neferi, humbaracı nefer, peyk, solak gibi ordu mensuplarını gösteren 22 tane renkli taş baskı yer alıyordu. Birinci levhada, II. Mahmud törensel giysileri içinde resmedilmiştir. Albümde yer alan levhalarda figürler, altın yaldızlı dekoratif çerçeveler içine alınmıştır. Albümün başlığında, Sultanahmet&#8217;teki Yeniçeri Müzesi &#8220;Elbice-i Atika&#8221;nın adı yer almaktadır. Brindesi bu müzedeki modelleri kullanarak albümünü oluşturmuştur. Türkleri konu alan daha önceki kıyafetnamelerde olduğu gibi Brindesi&#8217;nin albümünde de sıradan insanların günlük yaşamları yerine, Osmanlı yönetiminin sivil, dinsel ve askeri görevlileri canlandırmıştı.</p>
<p>1860&#8217;larda gene Paris&#8217;te basılan <i>Souvenir de Constantinople</i> (İstanbul anıları) adlı ikinci albümünde ise İstanbul&#8217;un günlük yaşantısı, bunun içindeki eğlenceler, <a title="Galata Kulesi" href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Galata_Kulesi">Galata Kulesi</a> fonu önünde şekerci, haremde kadınlar ve halayık, Göksu&#8217;da kadınlar, mezarlıkta neyzen gibi pitoresk konuları canlandıran 20 tane renkli oymabaskı yer alıyordu. Resimlerinin bazı orijinal guajları Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi&#8217;nde bulunmaktadır. Sanatçı 7 Mayıs 1888‘de İstanbul‘da ölmüş olup oryantalist manada önemli eserler bırakmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://egcollection.ist/product/brindesi-6/">BRINDESI</a> appeared first on <a href="https://egcollection.ist">Emre Gurcay Collection</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
